‘Bir kitlenin itaat ettiği dürtüler, şartlara göre yüce veya zalim, kahramanca ya da korkakça olabilir fakat daima öylesine otoriter nitelik taşırlar ki hiçbir kişisel çıkar hatta öz yaşamı muhafaza etme kaygısı dahi kendi varlığını hissettiremez. Her şeye kadir olma gibi bir duygu içinde yaşar. Bir kitledeki birey için imkansızlık kavramı ortadan kaybolmuştur.
Bir kitle neyin doğruyu ve neyin yanlışı oluşturduğu konusunda hiçbir kuşku taşımadığı ve üstelik büyük bir güce sahip bulunduğunun da bilincinde olduğu için otoriteye inançla itaat ettiği ölçüde de hoşgörüsüzdür. Güce saygı duyar ve sadece bir tür zayıflık olarak gördüğü nezaket karşısında hafifçe etkilenebilir ancak. Kahramanlarından talep ettiği şey güçlülük hatta bazen de zorbalıktır. İdare edilmek, zülüm görmek ister ve efendilerine karşı da korku duyar. Temelde bütünüyle muhafazakar bir karaktere sahiptir, bütün yeniliklere, ilerlemelere karşı derin bir nefret ve geleneklere de sınırsız bir saygı duyar.’
‘İnebolu gördüğüm ilk Anadolu kasabası. Anadolu köylü kadınını da ilkönce burda gördüm. Pazar yerinde gördüm onu. Sırtındaki odun yükünü indirmeden çömelmişti duvarın dibine. Kabuğundan çıkmış kocaman iki kaplumbağaya benzeyen ayaklarını gördüm. Ellerini gördüm: Odun yükünün urganını tutan mübarek elleri baltanın sapındaymışlar gibi öfkeli, beşik sallıyorlarmış gibi sabırlı ve şefkatliydiler.’