..okurken beyninizde açılıyor ve kat yerlerinden toparlayana kadar bir taraftan okuduğunuz sonraki kısımlar boşluğa gidiyor*
Genel olarak Dostoyevski hayranı olan, ‘Dvoynik’ kitabında şizofreniye katkısını ‘Karamazov Kardeşler’in’ ise her yanını öven Freud acaba Hidayet’in bu kitabını okusa psikozu nasıl bu kadar iyi kullandığını sorgular mıydı.?
Hidayet kitapta; ölümü, bir kadına olan arzuyu, kini, nefreti, bekleyişi, bir sineğin anlamsız ömrünü, tanrıyı, zehirin var ettiği hayatı, ihtiyarlığı ve gençliği, var olmayı ve yok olmayı, gölge kavramını, annesi olan rakkaseyi, hindistan'da yapılan kobra hapsini müthiş bir biçimde anlatıyor; varoluşçuluğun adeta tadına bakıyor ve bunu çok karanlık bir şekilde dile getiriyor. Yani karanlık bir yolculuğa çıkıyorsunuz, karanlık içindeki karanlığı görüyorsunuz sonra daha karanlık daha da karanlık..tedirgin edici, kasvetli bir yolculuk.
Kitapta kaybolmamak imkansız. birbirini andıran pasajlar, paragraflar ve göndermeler, İran edebiyatına keskin bir giriş yapmak istiyorsanız ilk okumanız gereken yazar hidayet'tir. Bana, Zweig'ın ve Kafka'nın kitaplarındaki o şahane eylemsizliği, aylakça yürütülen başkaldırıyı, nihilizmi hatırlatıyor.
Kitap fazlasıyla din, tekke, tarikat, şeyh vs. karşıtı, bununla da yetinmiyor; İran toplumunun dört bir yanını sarmış pası derin gözlemlerle anlatıyor. ikili ilişkiler özelinde İran'ın kaldıramayacağı düzeyde bir sadizmi/mazoşizmi ve ahlaksızlığı ortaya çıkarıyor, Hidayet. bunu âdeta bile isteye yapıyor, bulunduğu toplumu rahatsız ederek 'ben buradayım!' demek istiyor. 'Ben buradayım ve sizin kendinize yakıştıramayacağınız ancak size ait bütün bu gözardı ettiğiniz ya da görmek istemediğiniz gerçekleri üstüme almaktan onur duyuyorum!' diyor. Herkesleşmiş, birbirinin aynısı, onun