Bugün kredi kartının limitini yükselten, borcunu yapılandıran ya da konut kredisi faizini düşüren sistem, yarın senden kemer sıkmanı, sendikal taleplerden vazgeçmeni, düşük ücrete razı olmanı ya da ekonomik "istikrar" adına belirli politikaları desteklemeni isteyebilir. Yani neoliberal düzen, borcu yalnızca bir finansal araç olarak değil, bir disiplin mekanizması olarak da işletiyor. Toplumsal rıza, bir tür "borçlu sadakati" ya da "minnet ekonomisi" üzerinden yeniden üretiliyor. Karşı çıktığın anda ise sistemin dışına, yani emek piyasasının dışına atılıyor, işsiz kalıyorsun. Bu örnekleri gördükçe insanların adaletsizlikleri, haksızlıkları ve yoksulluğu tolere etme eşiği de yükseliyor. Bunun adı toplum sözleşmesi olmaktan çok bir itaat sözleşmesi.
Lazzarato bunu şöyle ifade ediyor:
"Borç yalnızca ekonomik bir aygıt değildir, yönetilenlerin davranışlarının belirsizliğini azaltmayı hedefleyen hükümetin bir hüvenlik tekniğidir aynı zamamda.”
Kimin kim olduğuna önem veren bu dünyanın kimseye önem vermemesi üzerine düşünmeye başladığımız anda her şeyin altüst olacağını bildiğimizden olsa gerek, hiçbirimiz gerçekten kim olduğumuzun peşine düşmüyoruz…
Evet, fotoğrafçılık bir yalan söyleme yöntemi... Ancak bize aldatma yoluyla gerçekleri anlatmak için inanılmaz bir fırsat sunuyor. Belgesel, doğallık değil, her şeyden önce gerçek; dahası, fotoğraf üreticisinin yazdığı bir gerçeklik. Bir gerçeğin gerçeğini değil; bir imgenin gerçekliği, ideallerin gerçekliği... Bir kişi, durum ya da olay hakkındaki gerçeği yan-sıtmak; insanlık hakkında gerçek bir öykü yapmak anlamını taşır. Belgesel fotoğrafçının gerçeği yansıtması; gerçeği hissettirmek ya da gerçek olmayanın kaosundan gerçeğe yönelme arzusunu canlandırmak amacıyla görüntülerle yorumunu yazması olarak düşünülebilir.