…Evrensel düsünce denilen seye dikkatle bakinca, onun aslinda sadece iki ya da üç kisinin görüsü oldugunu anlanz. Böyle genel geçer bir görüsün nasil olustugunu incelemek, bunu agikça gösterecektir. Böyle bir düsünceyi önce iki veya üç kisi varsaymis ya da formüle edip öne sürmüstür. Baskalari da iyi niyetle onlara güvenir, bunu yeterince sinadiklarina inanir. Söz konusu iki veya üç kisinin gerekli yetiye sahip oldugu önyargisiyla birileri bu fikri kabul eder; sonra da onlara güvenen, tembellik nedeniyle titiz ve zahmetli bir sinamaya girismektense fikre hemen inanmayi yegleyen birçok kisi daha çikar. Böylece tembel ve saf taraftarlarin sayisi günden güne büyür. Fikre verilen destek iyice artiginda, daha sonraki yandaşlari bunu onun saglam ve ikna edici gerekçeleri olmasina baglar. Geri kalanlar da, herkesin dogru saydigi bir seye karsı çıkarak bütün dünyadan daha akilli olmak isteyen simarik ve huzursuz tipler damgasini yememek için, bu genel geçer fikri kabul etmek zorundadir. Simdi taraftarlik artik bir görev haline geldiginden, düsünüp yargida bulunabilecek olan birkas kisi de ister istemez susar. Bu noktada, kendi düsünce ve yargisini gelistirme kapasitesi hiç bulunmayan, baskalarinin görüslerini tekrarlayan kimselerin konusmasina izin vardir sadece. Üstelik bu kisiler söz konusu düsünceleri savunurken alabildigine gayretkes, bir o kadar da hoşgörüsüzdür. Çünkü farklı düsünenlerden nefret etmelerinin nedeni, onlarin baska bir görüsü savunuyor olmasi degil, kendi fikir ve yargilarini olusturmaya kalkismalarıdir; oysa kendileri böyle bir seye asla girisebilmis degillerdir ve aslinda bunun farkindadirlar. -Kisacasi, düsünebilenler çok azdir ama herkes fikir sahibi olmak ister. Kendileri düsünmek yerine baskalarinin hazir fikirlerini almayip da ne yapsinlar? -Ama
…Yani eger muhalifimizin saygi duydugu bir otoriteden yararlanabiliyorsak, isimiz kolaydir. Muhalifin bilgi ve yetileri ne kadar sinirlysa, bu otoritelerden o kadar fazla bulabiliriz. Ama eger bilgi ve yetileri birinci sinifsa, onun için geçerli otorite çok azdir veya hemen hemen his yoktur. Belki kendisine yabancı bilim, sanat ve zanaat alanlarindan uzmanlarin otoritesini kabul edebilir, ama buna da süpheyle bakar. Diger yandan siradan insanlar ise, her türden uzman karsisinda derin bir saygi duyar. Profesyonellerin aslinda yaptiklar isi degil sagladiklari kazanci sevdigini bilmezler. Farkinda olmadikları bir sey de, ögreten kisinin ögrettigi konu hakkinda nadiren tam bir bilgi sahibi olacagıdir, çünkü konusunu tam anlamiyla arastiran kisinin, çogunlukla ögretmek için zamani kalmaz…