İnançlarla dolu ama dini olmayan bir millete acıyın.
Dokumadığı giysiyi giyen, hasadını yapmadığı ekmeği yiyen, kendi cenderesinden geçiremediği üzümün şarabını içen bir millete acıyın.
Zorbayı kahraman diye kabul eden, şaşalı fatihi cömert farz eden millete acıyın.
Rüyasındaki bir tutkuyu aşağılayan, uyanırken ona teslim olan bir millete acıyın.
Yalnızca bir cenaze töreninde yürürken sesini çıkartmayan, yalnızca boynu taşla kılıç arasında kaldığında övünmeyen bir millete acıyın.
Devlet adamı tilki olan, felsefecisi hokkabaz olan ve sanatı ekleme ve taklitten oluşan bir millete acıyın.
Yeni hükümdarlarını boru sesleri ile karşılayıp ve bir başka hükümdarı yine boru sesleri ile karşılamak için onu yuhalayarak gönderen millete acıyın.
Bilgileri yıllar içinde sağır ve dilsiz olmuş ve güçlü kişileri hala beşikte olan millete acıyın.
Parçalara bölünmüş ve her parçanın kendini milletsandığı bir millete acıyın.
Sizin gözleriniz uzaklara bakmaya, büyük mesafelere alışmıştır. Hiçbir zaman yüksek binaların arasına sıkışıp yaşamayan sizler, Budapeşte çocukları için boş bir arsanın ne anlama geldiğini anlayamazsınız.
“ Eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında hayretle dolu tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.“