Dünyanın en derin çukuru, doğal yollardan oluşmuş on bir bin metre derinliginde bir deliktir. Ve o deliğin dibinde olduğunu benim kadar hissedebilen başka kimse yoktu o an yeryüzünde
Onun toprağına ekilip orada büyümüş bir fidan gibi onun iklimine, rüzgarına, suyuna uygun biçimde gelişmiştim, ona bagimliydim, onu kalabalik bir havaalaninda, bir istasyonda, bir mitingde uzaktan görsem bile en küçük bir hareketiyle dalgalanip heyecanlanirdim
O benim büyücü Merlinim, tanrıça hekatemdi. Onun buyusunden kurtulamazdim, onun verdiği mutluluğu başka kimse veremezdi. Bunu hissediyordum. Ona böylesine bağımlı olmak, bana onu asla kaybetmeye eğime dair garip bir guven duygusu da bagisliyordu.
Güzel baslayan bazı romanlar ilerledikce sarpa sarmaya başlar da bir umut okumaya devam edersin ya, hah işte ben öyle yapmayı bıraktım. Neresinde kaldığımı unutmayayim diye değil, tam da neresinde vazgeçtigimi hatırlatayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum, yani artık istemiyorum Osman..
İnsanın kendini elinde tutması hiç kolay değil. Akıl, yabani bir at gibi ordan oraya koşturup duruyor. İşte ben simdilerde, aklımı bir ahıra kapatmak yerine, onu korumaya almak için etrafına yüksek bir çit yaptırıyorum. Kapısına da köpeklerimi bağladım mi kimsenin yanıma yaklasabilecegine ihtimal vermiyorum. Ben aklıma güveniyorum da çevresine pek güvenmiyorum Osman.