İki kız çocuğunun yaşamımda asıldı kaldı duygularım. Ben büyüyemedim o kızlarla. O yatak odasında, orada öylece kalakaldım. Söylenecek çok daha fazla söz, anlatılacak çok daha derin şey vardı. Ben ayrılamadım kaldığım yerden.
Çok severim ben aynı olaya başka başka yüreklerden bakan anlatıları. Çok öyle olmasa da vardı işte biraz.
"Çatıkatı Aşkları "ve" Burası Radyo Şarampol"e göre bir nebze geride de kalsa benim için ve yine onlar gibi biraz da eksik kalma duygusu verse de yine de çok keyifliydi.
Okuyunuz efendim!
Hiç bilmediğim şehirlerde hiç yaşamadığım anılarım oldu bu kitapla: Berlin Duvarı'nın üzerine çıktım, açık bir kapının önünde sigara içtim, açılmayacağını bildiğim telefonlar çaldırdım olmak istediğim yerlerde, elimde bir radyo vericisiyle dolaştım gece vakti sokaklarda...
Çatıkatı Aşkları da güzeldi ama bu çok başkaydı. Çok dingindi, huzurluydu, yalnızlığı anlatıyor bir yandan da o teklifsiz dostlukları aslında sadece 'tanıdık' olabileceklerin nasıl bizim bir parçamız olabileceğini anlatıyor.
Çok masum duyguların yarattığı büyük boşlukları, büyük boşlukları rahatlıkla doldurabilecek küçücük mutlulukları anlatıyor.
Kendi halinde bir mahalle kızının "sevme" hikayesi aslında bu kitap. Hayatı sevme, aşkı sevme, Filiz'i sevme hikayesi, yaşama tutunma hikayesi.
Çok içtendi, dört nala koşmayan ama bir taraftan da son sayfaya kadar elinizi bırakmayan bir kitap. Mis gibi portakal kokusunun eşliğinde kulağınızda David Bowie'yle okuyacağınız ve sonra mutlaka sonrasında değişeceğiniz bir kitap.
Okuyunuz efendim!