"Görüyorsun ya Claude ,artık tek seçeneğim olabildiğince kıvrak zekalı birini bulmak.Benim hassasiyetlerimi, şiir aşkımı takdir edebilecek,bana bu diyalogda eşlik edebilecek kadar keskin ve cesur bir zihne ihtiyacım var .Bu sözcükler seni de heyecanlandırıyor mu Claude?"
Bu kitapta en çok hissettiğim duygu pişmanlıktı. İnsanların kendi içlerinde bir türlü aşamadığı korkular, travmalar ve kabullenemedikleri gerçeklerle yüzleşmeleri... Yalom’un anlattığı her hikaye, zaman zaman yüzüne çarpan soğuk bir su gibi. Bazen ölüm korkusu, bazen geçmişin acısı, bazen de bastırılmış duyguların ağırlığı. Bazı gerçekler insanın içine işler; bazen geçmişe duyulan bir özlem, bazen de henüz adını koyamadığın içsel bir sızı gibi. Kitaptaki karakterlerin çoğu, kendi acılarını bir türlü aşamıyor ama tam da bu yüzden okur olarak kendinden çok şey buluyorsun. Belki bir fısıltı, belki bir bakış ya da bir cümleyle dönüşebilecek hayatlar... İnsanın içsel duygularını aslında çok iyi ortaya çıkaran bir kitap. Sessizce etkiliyor, düşündürüyor ve biraz da sarsıyor.