Lacan'a göre Simgesel olarak dil, bir göstergeler sistemidir. Konuşan varlığın bilinci ve bilinçdışı ögeleri de bu yasa içindeki gösterenler vasıtasıyla oluşmuştur. Çünkü biz bir dili konuştuğumuz gibi dil de bizi konuşur. Bu nedenle bilinçdışı, Öteki'nin söylemi'dir.
Sanırım Ecinniler'de bir yerde, Dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler. Babam Dostoyevski ile pek içli dışlı olmasa da, tam tersini iddia ederdi. 'Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz.'
Bu düpedüz siyasi bir açıklamaydı elbette.
İşitilen şey, görülen şeyden daha dehşet verici olabiliyor sanki. Sadece sözcükler ölüm gerçeğini kesinleştirebilir. Biri o öldü demediği sürece hala bir umut vardır.
*Edvard Munch - Ölüm ve çocuk
Bir de ondan kaptığım bazı kelimeler.. "Tihnalık" en güzellerinden. Gel buraya, diye seslenirdi bana, bir süre tihnalık içinde otur. Gel, diyor, bir süre tihnalık içinde otur.