Gaye Safi

“İnsan kendi kendisini giderek artan bir teknoloji cinnetinde yok etmektedir.”
Sayfa 70·Kitabı okudu
Reklam
9/10
·280 syf.··
2025 44. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 22:25
“Yılanların Öcü”nü okurken kendimi sadece bir köy hikâyesinin içinde değil, adalet için verilen çetin bir mücadelenin tam ortasında buldum. Fakir Baykurt’un anlatımı öyle canlı ki, sanki köyün tozlu yollarında yürüdüm, insanların sesini duydum, gerilimin her anını kendi içimde yaşadım. Romanın merkezindeki Haceli ile Fakir Baykurt’un en çok sahiplendiği karakter olan Irazca Ana, beni derinden etkiledi. Özellikle Irazca’nın dik duruşu, haksızlığa karşı susmayan tavrı, “gücü olmayan insanların da onuru vardır” dercesine verdiği mücadele beni hem gururlandırdı hem de duygulandırdı. Köyün içindeki çekişmeler, ağalık düzeninin baskısı, muhtarın çıkar oyunları… Hepsi okurken içimde bir öfke biriktirdi. Çünkü yaşanan haksızlıklar o kadar tanıdık, o kadar gerçek ki insan farkında olmadan kendini o insanların yanında saf tutarken buluyor. Kitap boyunca hissettiğim en güçlü duygu şu oldu: Bir evin yıkımı sadece topraktan ibaret değildir; bir ailenin onuru, emeği ve yıllarca verdiği mücadele de yıkılmaya çalışılır. Fakir Baykurt’un dili hem sade hem çok etkileyici. Anlatımındaki doğallık, karakterleri ete kemiğe büründürüyor. Özellikle Irazca’nın her sözü, her bakışı içimde iz bıraktı. Bence romanın en büyük gücü de bu: köyde geçen bir olayın bile evrensel bir adalet mücadelesi haline gelmesi. Son sayfayı kapattığımda düşündüm: Gerçekten de bazen bir yılan değil, bir insan bile haksızlıkla karşılaştığında dönüp ısırabilir. “Yılanların Öcü” benim için yalnızca bir roman değil, ezilen insanların sesinin ne kadar güçlü olabileceğini hatırlatan bir ağıt ve bir direniş hikâyesi oldu. Kitaplı günler sevgili okurlar:)
Yılanların ÖcüFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20217,3bin okunma

Gaye Safi

, bir kitap okudu
9/10
·280 syf.··
18 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 22:25
·
2025 44. kitabı
Fakir Baykurt
8.5/10 · 7,3bin okunma
8/10
·112 syf.··
2025 43. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2025 14:10
“Kırmızı Pazartesi”ni elime aldığımda, daha ilk sayfalardan “kaçınılmaz bir son”un gölgesine girdiğimi hissettim. Herkesin bildiği ama kimsenin engelleyemediği bir ölümün adım adım yaklaşmasını okumak, bende tuhaf bir sıkışmışlık duygusu yarattı. Sanki roman boyunca nefesimi tuttum ve hiçbir şey değiştiremediğim bir kaderi izledim. Márquez’in en büyüleyici tarafı yine kendini gösteriyor: olağanüstü bir olayı olağan bir günün içine yerleştirmesi. Kasabanın sakinliği, alışılmışlığı, dedikoduların sıradanlığı… Hepsi Santiago Nasar’ın ölümüne doğru ilerleyen bir saatin gerilimini daha da artırıyor. Okurken en çok şu his içimi yaktı: Herkes bir şey biliyor, ama kimse gerçekten bir şey yapmıyor. Bu, romanın en acı ironisi ve belki de gerçek hayatta en çok karşılaştığımız şey. Santiago’nun masumiyetine dair ipuçları, kasabanın duyarsızlığı, insanların “bir şey olur da engellenir” rahatlığı… Bütün bunlar bende büyük bir öfke ve hüzün yarattı. Çünkü her şey göz göre göre oluyor, herkes birbirinden bir şey bekliyor ama kimse sorumluluk almıyor. Márquez’in dili hem sakin hem çarpıcı. Kronolojik olmayan anlatımı, parçalı tanıklıklar, herkesin kendi açısından yaptığı yorumlar… Bunların hepsi hikâyeyi bir ölümün etrafında dönen bir sis gibi gösteriyor. Romanı bitirdiğimde içimde şu duygu kalmıştı: Bazen en büyük suç, kimsenin suçu sahiplenmemesidir. “Kırmızı Pazartesi”, benim için yalnızca bir cinayet hikâyesi değil; toplumun nasıl sessizce suç ortağı olabildiğini anlatan bir ayna oldu. Ve o aynada kendimize bakmak hiç kolay değil.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201395,4bin okunma
“Aşkımın kanıtı olarak sana gözyaşlarımı yolluyorum.”