Gaye Safi

8/10
·400 syf.··
2026 12. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 16:14
Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu adlı romanını okuduktan sonra, eserin Türk edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olduğunu düşündüm. Roman, yasak bir aşkın insanlar üzerindeki etkilerini ve bunun doğurduğu sonuçları oldukça etkileyici bir şekilde anlatmaktadır. Kitabın konusu, Adnan Bey’in genç eşi Bihter ile yeğeni Behlül arasında yaşanan yasak aşk etrafında gelişmektedir. Olaylar ilerledikçe karakterlerin yaşadığı vicdan azabı, korku ve çatışmalar okuyucuya güçlü bir şekilde yansıtılmaktadır. Özellikle Bihter karakterinin iç dünyası çok başarılı anlatılmıştır. Romanın en beğendiğim yönü karakterlerin gerçekçi olmasıdır. Karakterler kusurları ve duyguları ile birlikte ele alınmıştır. Bu nedenle onların yaşadıkları olaylar okuyucuyu etkilemektedir. Ayrıca yazarın dili oldukça zengin ve betimlemeleri güçlüdür. Bazı bölümlerde eski kelimeler nedeniyle anlamakta zorlandım, ancak hikâyenin sürükleyiciliği okumaya devam etmemi sağladı. Sonuç olarak Aşk-ı Memnu, aşk, tutku, ihanet ve pişmanlık temalarını başarılı bir şekilde işleyen etkileyici bir romandır. Türk edebiyatını tanımak isteyen herkesin okuması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Kitaplı günler sevgili okurlar :)(:
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Yakamoz Yayınları · 201622,8bin okunma
Reklam
9/10
·226 syf.··
2026 11. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 23:07
Siyah Lale romanını okurken en çok hoşuma giden şey, olayların sürekli merak uyandırması oldu. Başta sadece bir çiçek yetiştirme hikâyesi gibi görünse de ilerledikçe entrika, haksızlık ve aşkın iç içe geçtiği sürükleyici bir romana dönüşüyor. Özellikle Cornelius’un yaşadıkları beni karaktere karşı daha yakın hissettirdi. Kitabın dili akıcı olduğu için sıkmadan okunuyor. Rosa ile Cornelius arasındaki ilişki de hikâyeye güzel bir duygu katmış. Bence roman, umut ve sabrın önemini güzel anlatıyor. Klasik kitap sevenler için keyifli ve etkileyici bir eser olduğunu düşünüyorum. Kitaplı günler :():
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202318,9bin okunma
8/10
·479 syf.··
2026 10. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 18:32
Ölü Canlar bana göre hem komik hem de düşündürücü bir romandı. Gogol, insanları ve toplumdaki çıkar ilişkilerini oldukça alaycı bir şekilde anlatıyor. Özellikle Çiçikov karakterinin “ölü canlar” satın alma fikri ilk başta garip gelse de, aslında insanların para ve statü uğruna neler yapabileceğini gösteriyor. Gogol’ün betimlemeleri oldukça canlıdır; mekânları ve karakterleri ayrıntılı biçimde anlattığı için okuyucu kendisini o kasabaların içinde hisseder. Özellikle diyaloglarda kullanılan alaycı üslup romanı akıcı hâle getirir. Ancak bu mizahın altında ciddi bir toplumsal sorgulama vardır. İnsanların para ve statü uğruna değerlerini kaybetmesi, günümüz toplumuyla da benzerlik kurmamı sağlar. Romanın en etkileyici yönlerinden biri de “ölü canlar” kavramının sembolik anlamıdır. Sadece ölmüş köylüleri değil, vicdanını, insanlığını ve ahlaki değerlerini kaybetmiş insanları da temsil eder. Bu açıdan eser, yalnızca kendi dönemine değil, evrensel insan sorunlarına da ışık tutmaktadır. Romanı okurken bazı karakterlere güldüm ama aynı zamanda hepsinin içinde gerçek hayatta da karşılaşabileceğimiz insan tipleri olduğunu düşündüm. Gogol’ün dili yer yer ağır olsa da betimlemeleri çok canlıydı. Genel olarak eser, insanın açgözlülüğünü ve toplumdaki sahtekârlığı başarılı bir şekilde anlatan etkileyici bir klasik bence. Kitaplı günler :))
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,3bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 9. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 03:41
Dava adlı romanı okurken kendimi tuhaf bir belirsizliğin içinde buldum. Daha ilk sayfalarda Josef K.’nın sebepsiz yere tutuklanması beni şaşırttı ama asıl rahatsız eden şey, bu durumun asla açıklanmamasıydı. Okudukça sürekli “neden?” diye sordum, fakat cevap bulamadım. Bu da beni, karakterle birlikte aynı çaresizliğin içine çekti. Hikâye ilerledikçe üzerimde bir baskı hissetmeye başladım. Sanki ben de Josef K. gibi görünmeyen ama her yerde olan bir sistemin içindeydim. Mahkeme sahnelerini okurken daraldığımı fark ettim; mekânlar o kadar sıkışık ve boğucuydu ki, ben de nefes alamıyormuşum gibi hissettim. Kafka’nın anlatımı sade olmasına rağmen, yarattığı atmosfer oldukça ağırdı. En çok zorlandığım şey ise olayların net bir sonuca bağlanmamasıydı. Normalde bir roman okurken olayların açıklığa kavuşmasını beklerim, ama burada bu beklentim sürekli boşa çıktı. Bu durum beni hem sinirlendirdi hem de düşündürdü. Belki de Kafka’nın amacı tam olarak buydu: beni rahat ettirmek değil, sorgulamaya zorlamak. Romanın sonuna geldiğimde içimde bir boşluk oluştu. Josef K.’nın başına gelenler hâlâ anlamsızdı ve bu anlamsızlık beni uzun süre düşündürdü. Kitabı kapattığımda hikâye bitmişti ama hissettirdiği huzursuzluk devam ediyordu. Kısacası, Franz Kafka’nın bu eserini okurken kendimi sadece bir okuyucu gibi değil, aynı zamanda sorgulayan biri gibi hissettim. Bu kitap bana net cevaplar vermedi ama çok fazla soru bıraktı. Belki de bu yüzden etkisi uzun süre geçmiyor. Keyifli okumalar:)
DavaFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202163,7bin okunma
8/10
·132 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 00:04
Soğuk… hâlâ içimde o soğuk var. Sanki kış sadece Moskova’nın sokaklarında değil, benim içime de çökmüş. Okurken bir köpeğin gözlerinden baktım dünyaya… ve utandım. İnsan olduğum için utandım. Sharik’in açlığı… o çaresiz bakışı… bir parça sosis için bile umutlanışı… içimi parçaladı. Sonra bir anda her şey değişti. Bilim dedikleri şeyle bir köpeğin kaderini zorla değiştirdiler. Ama ortaya çıkan şey… ne köpek kaldı ne insan oldu. Sadece acı… sadece öfke… “İnsan olmak” dedikleri şey buysa… neden bu kadar çirkin? Neden bu kadar kaba, bu kadar hoyrat? Sharikov’un konuşmaları kulaklarımda çınlıyor hâlâ. İçimde bir şeyler kırılıyor onu düşündükçe. Çünkü onun kötülüğü… aslında bizim eserimiz. Profesör haklı mıydı? Yoksa en başından beri yanlış mıydı her şey? Bir canlıyı alıp başka bir şeye dönüştürmek… bu kibir değil mi? Tanrı rolü oynamak… ve sonra sonuçtan korkmak… En çok da şunu düşündüm: Belki de bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Her değişim ilerleme değildir. Her “gelişim” insanı daha iyi yapmaz. Kitabı kapattım ama o ses gitmedi. İçimde bir köpek inliyor sanki. Aç, üşüyen, anlamaya çalışan bir köpek… Ve ben… cevap veremiyorum. Kitaplı günler sevgili okurlar:)
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,6bin okunma
Reklam