Beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Okuduklarım arasında Ben, Malala hariç son zamanlarda okuduğum tüm yazarların intihar etmiş olması, muzip bir ayrıntı oldu benim için. Martin Eden ‘ı okurken uzun süredir yaşamadığım bir şeyi farkettim; romanı yaşamak. Öyle ki okudukça Ruth’a karşı celalleniyor, evde dört dönerek karaktere saydırır halde buluyordum kendimi. Jack London ‘dan okuduğum ilk kitap. Kendi kendime, “bu kitabı niye daha önce okumadım?!” diye öyle hayıflandım ki… Üslup, dil ve akıcılık muazzam. Ancak bir o kadar da dünya klasiklerine yeni başlayacaklara tavsiye etmem. Sebebi ise başlangıç seviyesinden biraz ileri seviyede olduğunu düşünüyorum. Ona göre okuma sıralamanızı yapabilirsiniz.
Kafamda kitabı okuduğum süre boyunca garip bir soru belirdi. Acaba Martin burjuva sınıfından biri olsaydı ya da en başından burjuvaya alışkın bir birey olsaydı, Ruth’u yine böyle sevip ona böyle hayran olur muydu? Kendimce hayır. İlk ışıltılı yaşamın parıltılı ilk gözlemiydi Ruth, onun için. Erişilemez hissi de bu pırıltıyı arşa çıkardı diyebiliriz. Ruth için ise Martin; yoğrulmaya hazır bir hamur, eğitilmeye ihtiyacı olan evcilleştirilmeye müsait bir hayvandı. Hiçbir zaman onu sevdiğini düşünmedim. Anaç tavırlarını ve kendi eğitimlerinin sonucunu deneyebileceği hazır deneyi gibi gördü Martin’i. Öte yandan, Martin oldukça zeki ve öğrenmeye hevesliydi. Ruth’a göre de hayat tecrübesi oldukça fazla…
Martin’in öğrenmeye oldukça hevesli ve kendisinin de zeki olmasının yanısıra yaşadığı anlar içinde kendi zihninde kayboluyor ve o anlar zihninde hızlı bir şekilde görsel karşılık buluyor. Pratik bir hayal gücü zenginliği var. Tablosunun izi kalem olan bir şair gibi. Ruth ise hiçbir zaman Martin’i tam anlamıyla anlayamıyor ve onun kapasitesine erişemiyor. Martin, kendi
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!