Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Osamu Dazai 'in okuduğum ilk kitabı ve anlatım tarzı oldukça hoşuma gitti. Genç bir kızın büyüme sancısı içinde yaşadıklarını, karşı cins bakışı olmasına rağmen oldukça gerçeğe yakın şekilde kaleme almış. Karakterin kendini tanıma ve anlama sürecinde sorguları, özlemleri, umutları ve çevreye bakışı bizleri karşılıyor. Bunun içinde zaman zaman onunla birlikte hüzünleniyor, bazen ise doğanın içinde kayboluyoruz. Genç bir kız olarak; bir günde pek çok duygu geçişi yaşıyor kızımız. Öfkelendiği anda sorgulaması başlıyor, ansızın mutlu hissediyor ve sonunda ise saçmaladığı kanısına varabiliyor. Büyümenin ve ergenliğin sancısı satır aralarında bu sebeple yazar tarafından çok iyi işlenmiş.
Öte yandan, kızımızın iyi niyet ve davranışı ve nezaketi henüz tam anlamıyla kendi içinde içselleştiremediğini düşünüyorum. Bu gibi kavramlar hala çok soyut kalıyor gibi yüreğinde. Öğretmenine, model olduğu anda bu durum açıkça belli oluyor. Sorguluyor, güzel ve iyi olanı arıyor ancak gençlik öfkesini de zapt edemiyor diyebiliriz. Örneğin, kadınların kaderlerinden de dem vururken ve biraz da feminist bir yaklaşım sergilerken, diğer yandan görünüşü kirli veya yorgun ya da fakir olan kadına bakışı öfke ve tiksinç duygular arasında gidip geliyor. Güzellik standartlarına ya da statünün varlığına, kendisi de bir genç olarak tepkisiz kalamadığını görüyoruz. Günümüzün popüler kültür ve güzellik algısının takibine benzer bir duruş...
Bütün bunlarla birlikte karakterimizin farkındalığı yüksek. Akıllı ama biraz da gıcık diye tabir edebileceğimiz bir yapıya sahip :) Her an hiç olmadık bir davranışa anlamsız ters tepkiler verebiliyor. Ne kadar kendini farklı biri olarak düşünse de pek çok genç kızın düşündüğü gibi düşünüyor ve hissediyor. Hatta günümüz yaşıtlarını düşündüğümüzde bile duygusal zeka
Bir zamanlar bir adamın baltası kaybolmuştu. Komşunun oğlundan şüpheleniyordu; çünkü sonuçta çocuk hırsıza benziyordu, hırsız gibi yürüyor, hırsız gibi konuşuyordu. Fakat ertesi gün baltasını buldu ve hemen ardından komşusunun oğlunu görünce, çocuk gözüne tüm diğer çocuklar gibi göründü; onlar gibi yürüyor, onlar gibi konuşuyordu.
Bu var olma haline basitçe "kendimiz olmak" deriz ve bu, anlatımımız sırasında her an kendisine dönebileceğimiz içimizdeki bir merkezdir. O, içimizdeki sakin, emniyetli ve her ihtiyacımızda hikayeyi şekillendirip paylaşabilmemiz için yeterli imkanlara sahip bir mola yeridir. O, İspanyol şair Jimenez'in "Ben, ben değilim" adlı şiirinde dediği gibi, bizim "Bazen ziyaret edebildiğimiz / Başka zamanlarda unuttuğumuz" parçamızdır. Onu gözardı etmekle kendimizi riske atarız.