O sabah, bir kere bile ağlamamıştı. Heidi, sırrı kızlarda olan o ağlama krizlerine boyun eğmemişti. Her şey onun içinde olup bitiyordu -biriktiriyor, yutuyor, hazmediyor (en azından öyle olduğunu umuyordu), sonra da unutuyor ya da unutmuş gibi yapıyordu. Çözülmüyordu, hayır, istiridyenin içindeki inci tanesi gibi kristalleşiyor ve serdleşiyordu.
Bugün yaşadığımız hayatın en acı gerçeklerinden biri, hastanelerdeki yatakların yarısının zihinsel ve ruhsal problemleri olan, geçmişteki sorunların yarattığı bunalım ve yarınlardan duyulan korkunun ağırlığı altında ezilen insanlarla dolu olması.