Kitaplar bir şekilde, hayata demir atmasına yarayan ağırlık görevi görüyorlardı çünkü kitapların bir sonu vardı. Mutlu bir sonları olup olmaması önemli değildi, sonuçta bu onun her gün meşgul olduğu olayların sahip olmadığı bir ayrıcalıktı. Ayrıca kitaplar, zihninde kurbanlardan kalan boşluğu doldurdukları için sessizliğin antikoru gibiydiler. Fakat en önemlisi de onun için bir kaçış olmalarıydı. Kitaplar onun kaybolma şekliydi. Okumaya gömülüyordu ve her şey -kendisi de dâhil her şey- kaybolup gidiyordu. Kitaplarda herhangi biri olabiliyordu. Ve bu da sonuçta hiç kimse olmak anlamına geliyordu.
Yalnız yaşamak demek artık yaşamdan hiçbir şey istemez olmak, hiçbir şey beklememek demektir. Ölüm yalnızlığın tek sürprizidir. Büyük yalnızların bir köşeye çekilmelerinin nedeni asla yaşama hazırlanmak değildir; tersine, boyun eğerek sonu beklemektir.