Kitap her ne kadar günümüzden 2500 yıl önce, zamanın hükümdar ve komutanlarına nasıl savaşılması gerektiği konusunda öncülük etmesi için yazıldıysa da; çevirmenin de belirttiği gibi içinde yazanları aslında bir metafor olarak algılamak daha mantıklı. Sonuçta bugün, bu kitabı okuyup da yarın elimizde silahlarla olmayan bir düşmana hücum edecek halimiz yok. Anlatılanları bir şekilde gündelik hayata indirgeyerek yeri geldiğinde kendimizi bir komutan veya bir asker olarak görmek sanıyorum ki bu kitaptan maksimum verim alabilmek için yapılması elzem bir şey. Kendime ders çıkarmaya çalıştığım nokta ise aslında epey farklı bir noktadan gerçekleşti. Kitabı okurken buradan öğrendiklerimi kendi hayatıma nasıl uyarlayabilirim acaba diye düşünürken aslında bu hayatta bir Shuai-ran olmak gerektiğini fark ettim. Shuai-ran ise Chang Dağı'nın zirvesinde yaşayan; başına saldırılsa kuyruğuyla, kuyruğuna hücum edilse başıyla, gövdesine zarar verilmek istendiğinde ise hem başı hem de kuyruğuyla atağa geçen bir çeşit yılan. Kısacası varoluş savaşında canını dişine takıp dört bir "koldan" mücadele eden bir karakter. Hepimizin ihtiyacı olan motivasyon da bu değil mi aslında? Düşünce kalkmayı, yaralansak da devam etmeyi, her şeye rağmen hayata tutunmayı bilmemiz lazım.
Kitaptan derlediğim bazı cümleler:
* Koşullar ne kadar lehinize de olsa yeni durumlara gore planlarınızda zaman, zaman değişiklikler yapmakta fayda olacağını sakın unutmayın.
* Tüm savaşlar aldatmacalara ve şaşırtmaya dayanır.
* Zaferi kazanan komutan savaş öncesi en cok hesaplamayı yapandır.
* Uzatmalı savaştan kazançla çıkmış bir ülke görülmemiştir .
* Deneyimli, akıllı komutan mevcut olanaklarına göre planlamasını yapar. Savaşa girince takviye gelmesine umut bağlamaz.
* Savaşı, ancak ne zaman savaşılıp ne zaman