İyi tasarlanan bir planı yanlış uyguladığınızda gelmesini istediğiniz kişi davetinize nadiren gelir; gelse bile onun seçtiği saat nadiren aşk için uygun olan saattir. Doğa, sırf görmekle mutluluk veren işler yapabilecek o biçare yaratığına her zaman "Gör!" demez ve bu saklambaç oyunu iyice bezdirici ve bitap düşürücü bir hâl alana kadar "Neredesin?" diye soran bir vücuda da "Buradayım!" diye seslenmez. İnsanoğlu gelişim açısından zirveye ulaştığında bu tür kronolojik hatalar, daha rafine bir önseziyle ya da adına toplum denen ve bizi sağa sola, öne arkaya savuran bu mekanizmayla daha yakın bir etkileşim içine girmekle bertaraf edilebilecek midir acaba? Bunu merak edebiliriz ama böyle bir kusursuzluğun kehaneti bile yapılamaz; hatta onun mümkün olabileceğine bile inanılmaz. Bu olayda da milyonlarca kere olduğu gibi mükemmel bir bütünün iki yarısının en uygun anda karşılaşması değildi söz konusu olan; eksik olan karşı taraf, yerkürede amaçsızca dolanıyor ve tam bir cehalet içinde o geç zamanın gelmesini bekliyordu. Ne var ki bu talihsiz gecikme; endişeler, hayal kırıklıkları, şoklar, felaketler ve kısa süreli tuhaf yazgılar üretecekti...