- İnancımı kaybedince yaşamımı da kaybettim, dedi. Tanrı olmadığı için daha genç öleceğim. O olmadan bu yüke çok fazla dayanamam… Fazıla’nın da benim de bir inancımız vardı ve kaybettik onu. Ya senin? Senin bir inancın yok mu, hiç olmazsa kaybettiğin bir inancın?
- Bence bir tek inanç var, dedi. Adı ne olursa olsun, o inanç insanın bir güce duyduğu inançtır. İnsanın bir Tanrıya ihtiyacı var, Tanrıyı bulamazsa başka bir şeye inanır, ama o gene aynı inançtır.
- Üstelik ben iki kere döneğim. Hem davadan döndüm, hem de Tanrı yolundan… Başka inançları bilmem ama insanın Tanrıya olan inancını kaybetmesi çok acı, çok zor bir şey. Bu inancın yerini doldurmak hemen hemen olanaksız.
- Hayır. Yalnızca senin beni yargılamaya hakkın olmadığını gösteriyor. Yalnızca senin değil, kimsenin beni yargılamaya hakkı yok. Ben inandığım sürece hiçbir zaman kaytarmadım. Yaşamımın büyük bir bölümünü adadım bu inanca, en güzel yıllarımı verdim. Pişman da değilim. Öyle yapmam gerektiğine inanıyordum, öyle yaptım… Kimsenin haddi değil yaşamını ortaya koyan birini daha sonra vazgeçti diye yargılamak.