Lizbona Gece Treni ismini ve kitabın Sia Yayınevi'nden çıkan deniz kıyısında kırmızı şemsiyesi ile gezen çifti görünce kitap sizde romantik bir yolculuk okuyacağınız fikri uyandırıyor. Kitabın bir yolculuk içerdiği doğru, ama pek romantik değil.
Bern'de bir üniversitede antik diller öğretmeni olarak görev yapan Raimund Gregorius kapalı bir kutu gibi hayatını sürdürmektedir. Tekdüze bir yaşam süren Gregorius, seyahati sevmeyen, okuldan eve evden okula giden,yeniliklere kapalı bir insandır. Sırf bu yüzden eşi ile boşanmış kendisini Latince, Yunanca ve İbranice'ye vakfetmiştir, dünyası antik diller olmuştur. Sırf bu yüzden öğrencileri ona İbranice "Dünya" anlamına gelen "Mundus" lakabını takmışlardır. Başrolümüz bir gün köprüden intihar etmek üzere olan bir kadın görür ve ona engel olur. Kadının söylediği bir kelimeye adeta aşık olur. Belki de kelimenin kendisine değil fonetipine. Kadının kullandığı Potekizce'ye hayran olan Gregorius kadını sınıfa götürüp dersini dinletir-- sonra kadın pencereden kaçar. Yazarımızın hayat sineması buradan itibaren değişir. Hemen sıklıkla gittigi sahafa ugrayarak Portekizce kitaplar almaya karar verir. Sahafın tavsiyesi ile yaklaşık 50 yıllık bir kitabı incelemeye başlar. ""Prado'nun Sözlerin Kuyumcusu"" adlı eseri. Okudukca kitaba ve dile hayranlığı artar. Üniversite dekanına bir mektup yazarak yaşadığı aydınlanmayı Marcus Aurelius'un şu sözleri ile anlatır "Zor kullan bakalım, kendine zor kullan, ama daha sonra kendini saymaya ve saygı göstermeye zaman bulamayacaksın. Çünkü insanın bir tane hayatı vardır. O hayatı yaşarken kendine hiç dikkat etmedin, başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğun saydın... Oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar." Hiç kendinden beklenmeyen bir hareket yaparak ani bi