.
Siddharta'dan sonra okuduğum ikinci Hesse eseri oldu Bozkırkurdu. Siddhartha kadar olmasada yine de severek okuduğum bir eser oldu. Eserin dili her ne kadar anlaşılır olsada okurken dikkat ve sürekli odaklanma gerektiriyor. Ben dikkati sık dağılan bir insan olduğum için açıkçası beni biraz zorladı. Tabi bu okuyucuya göre değişen bir durum. Sözün kısası dil meselesi biraz dikkat gerektirsede pek problem değil.
Kitapta ana karakterimiz Harry Haller'in iç dünyasını, toplumdan kopuşunu ve içe kapanışını okuyoruz. Karakterin içerisinde, bir yanda güzel giyinen, konuşkan, dışa dönük, insanlarla iyi ikili ilişkiler kuran, davetlere katılan "normal" bir insan olan Harry Haller var. Diğer yanda ise insanlardan ve toplumdan tiksinircesine kaçan, uzak duran, vahşi, içe kapanık, yalnız bir "bozkırkurdu" var. Bu iki karakter arasında sıkışıp kalan Haller ise, bir yanda toplumdan kaçarken, öte yandan yalnız kalmaktan delicesine korkmaktadır.
Açıkçası ben Haller'i, biraz Martin Eden'a biraz da Aleksi Zorba'ya benzettim. Haller'de onlar gibi bulunduğu toplumdan koparak yalnızlaşıyor fakat onlardan farklı olarak toplumdan ebediyen kopmak ve ya kendini içki, yemek, kadın, dans vererek toplum normlarından koparmak yerine fiziksel olarak toplumla kalmaya devam ediyor, her ne kadar iç dünyasında depremler yaşasada. Böylelikle Haller'de her geçen gün içe kapanıyor ve o da kalabalıkta yalnızlaşan insanlardan birine dönüşüyor.
Toparlamak gerekirse; eğer kişilerin yalnızlaşması ve yabancılaşması üzerine yazılan kitapları (Martin Eden, Yabancı v.b.) okuyup beğendiyseniz bu kitabı da kesinlikle beğeneceksiniz.