"Seni hak etmiyorum" diyerek o modası geçmiş erkek söylemine başvurmayacağım. Seni hak ediyorum, ama sen bunu bilmiyorsun. Bütün çirkinliğime rağmen, o çirkinlik bile bir hak iddia eder.
Katlediliyoruz bu ülkenin sokaklarında
Bayrak direklerine yaslanırken buz gibi donmuşuz
Dişiler pençelemiş her yerimizi
Karanlıkta eğitilmişiz karanlık için
Tıkalı tuvaletlere kusuyoruz
Karafatma ve fare dolu kiralık odalarda
Elbette çok nadir duyarsınız şarkı söylediğimizi
Gündüz olsun gece olsun
İşe yaramaz savaşlar
İşe yaramaz yıllar
İşe yaramaz aşklar
Ve tutup bize sorarlar,
Niye bu kadar çok içiyorsunuz?
Eh, sanırım günler harcanmak
içindir
Yıllar ve aşklar
Harcanmak içindir
Ağlayamayız, gülmekse işe yarar—
Hayalleri, idealleri
ve zehirimizi boşaltmaktır gülmek
Şarkı söylememizi istemeyin bizden
Gülmek şarkı söylemektir bizce,
hiçbir şeyin önemi yok
bir yatakta debelenmekten başka
ucuz hayaller ve bir birayla
yapraklar ölürken ve atlar ölürken
ve ev sahipleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken;
canlıdır müziği, çekilmiş perdelerin,
sinek sürüleri
ve patlamalar sonsuzunda
son insanın mağarası;
hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka,
boş şişeden, keyiften,
kıstırılmış, bıçaklanmış ve traş edilmiş gençlikten başka,
kendisine sözcükler öğretilip,
ölsün diye
arkası yastıkla desteklenmiş
gençlikten başka.
Ne biz unutuşa doğru gidiyoruz, ne de unutuş bize doğru geliyor, fakat birdenbire unutuş zaten hep buradaydı, ve unuttuğumuzda, her şeyi zaten hep unutmuştuk: unutuşa doğru harekette, unutuşun hareketsizliğinin mevcudiyetiyle ilişki halindeyiz.
Unutuş unutulanla ilişkilidir; bu ilişki, ne ile ilişki içinde olduğunu gizleyerek, sırrın anlamını ve gücünü elinde tutar.
Unutuşta, yolundan sapan ve unutuştan gelen bu sapma var, bu da unutuşun kendisi.
Adam kadını hiç hayal etmemişti. Kadın adamı hiç hayal etmemişti. Her ikisi de sadece birbiri için yaratılmış olmalarını isteyecekleri biri tarafından hayal edilmişti.