‘’Sokakta’’ Bahaeddin Özkişi’nin 1975 yılında yayınlanan romanı aynı yıl Peyami Safa Roman Yarışması ödülünü almış. Meb’in okutulması önerilen 100 temel eserinden biri.
Kitabımız görünürde bir polisiye romanı. Bir cinayet işlenmiş katilimiz sokaktakilere göre ‘’onlar’’ yani üç harfliler :) Bu cinayet, cinayetin geçtiği sokak, şeytanlar, şeytana tapan karakterler hepsi birer metafor.
Bunlar üzerinden Meşrutiyetle başlayıp Cumhuriyetin ilanıyla devam eden ‘’batılılaşmayı’’ anlatıyor yazar, bahsedilen ‘’onlar’’, yani cinler, kötü ruhlar liberalizm ve materyalizm. Değişme ve Batılılaşma adı altında köklerinden vazgeçen, dinden uzaklaşan, dinin boşluğunu ideolojilerle dolduran insanı anlatıyor yazar.
Batı’nın bilimini pozitif düşünce yapısını alıp kendi kimliğimiz üzerinden yenisini inşa edemedik biz salt bir batı özentiliğinin ötesine çok da geçemedik bu yüzden. Çoğu aydın bu şekilde düşünür batılılaşmaya karşı değildirler lakin ‘’kimlik’’in korunması gerektini sıçrayabilmek için önce ayağının yere sağlam basması gerektiğini söyler.
Yazarımız ise bir batılılaşma karşıtı. Batılılaşmanın tam karşısına da İslam’ı koymuş. Onun nezdinde bu batılılaşma, bizim ruhumuzu çürütüyor, kötülüğe sevk ediyor, değerlerimizi yerle bir ediyor.
Dediğim gibi bir metafor olarak kullanılan sokak, batılılaşma çabasındaki Türkiye, şeytana tapan ayinler düzenleyen katilimiz ve işbirlikçisi dünya malına tamah eden, açgözlü, batılılaşmayı savunan insaanlar. Karşılarında ise dünyanın gelip geçiciliğinin farkında olan, namazında niyazında, sokaktaki değişime yani batılılaşmaya karşı duranlar. Oldukça mistik hikayeler var kitapta, hani şu cinlerle konuşanların anlattıkları, birinin başına gelen o büyüleyici hikayeler.
Bu mistik hikayelerle dolu bir cinayet romanı diyebiliriz yani. Peki bir