Şu hayatımda beni hüngür hüngür ağlatan ikinci kitaptır. Bir insan nasıl bu denli sevilir aklım almıyor. Bugün bu şairin gözlerine bakma fırsatı buldum, oradan geçen duyguları gördüm. Ömür hanımı 11 yıl önce yitirdiğini öğrendim. Bir insana ömür demek ne demektir? Ölüsünü içinde yaşayan ve henüz yitirmeden değerini anladığım nadir yazarlandandır. Toparlan, evimize dönelim.
Uzun zaman sonra beni gerçek manada sarsan bir roman oldu. Aynı zamanda Jack London ile tanışmama vesile oldu. Bu kitaba çok önyargıyla bakmıştım çünkü popüler olan her şeyden kaçan biriyim. Ancak fikirlerim beni yanılttı, etkisinden çıkınca bir sonraki kitabını okumak için can atıyor olacağım.
-spoiler-
Martin Eden’i hayata bağlayan şey aşktı. Aşk onda hem yaşama hem de daha iyi bir yere varma arzusunu uyandırıyordu. Sonunda fark etti ki bu kişiye duyulan aşk değil insanın içinde anlamlandırdığı bir sözcüktü. Ne zaman ki o sözcük anlamını yitirdi artık hayata bir bağlılığı da kalmadı.
Küçücük kitabı zar zor okudum. Bir insanın açlık, gurur ve soğuk üçgeninde nasıl küçüldüğünü, nasıl benliğini kaybettiğini görüyoruz bu kitapta. Resmen işkence sahneleri gibiydi adamın yaşadıkları. Empati duygunuz yüksekse fazla etkilenebilirsiniz.
Bukowskiyi tanıdığım ilk kitaptı. Yeraltı edebiyatı seviyorsanız kitapların şahı diyebilirim. Nasıl bitti anlamadım. Yazarın kendi hayatı ile harmanlandığı romanında çocukluğu ve ergenliğinde yaşadıklarını anlatıyor. Zor bir yaşam, zor bir baba ve sonucunda problemlerinin içinde boğulmuş, kadınlardan uzak durmaya yemin etmiş bir çocuk. Gözünüzün önünde o çocuğun büyümesine tanık oluyorsunuz. Kesinlikle yeraltı edebiyatına dair ilk okunması gereken kitaplardan biri..
Ekmek ArasıCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20228,3bin okunma
İlginç bir kitaptı. İnsanı karamsarlığa sürüklüyor, daha da ziyade bir insan bunları iliklerine kadar yaşamış gibi hissediyorsunuz. Eğer o tarafta değilseniz şaşkınlıkla bakıyorsunuz.