Stefan Zweig’ in yine bir solukta okuduğum ancak bu kez kitabın sonunun daha ümitli bitmesiyle karşılaştığım bir eser oldu Korku.
Kitapta tam anlamıyla insanın korkuyu getiren durumlar ve bu korkuyla mücadelesi, çaresizliği konu alınmış.
Spoiler içerir!
Bir avukatla 8 yıllık evli, 3 çocuklu, hali vakti yerinde, hizmetçilerinin olduğu eğlenceden eğlenceye giden bir ev hanımı olan Irene’ nin monoton giden evliliğinden kaçış olarak genç bir piyanist ile gizli bir aşk yaşamasıyla başlıyor kitap.
Irene aşığının evinden çıkarken bir şantajcıya yakalanıyor ve gün geçtikçe tehditlerine maruz kalıyor.
Şantajcının önce Irene’nin adını, sonra evini bilmesi ve evine mektup göndererek para istemesi üzerine kocasının evdekilerin ve çevresinin bunu öğrenme korkusuna kapılan Irene aslında aşığıyla hiç bağ kuramadığını ona hiç bir şey hissetmediğini ve yuvasının ne kadar kıymetli olduğunu aslında çocuklarına, kocasına, bu dünyaya ait olduğunu bütün bunların hayatının kopmaz bir parçası olduğunu farketmeye başlıyor.
Kocasının bu gizli ilişkiyi öğrendiğinde nasıl tepki vereceğini kestiremeyince aslında onu hiç tanımamış olduğunu anladı. Ve kocasını tanımak için gözlemlemeye başladı. Gözlemledikçe eşinin erkeksi ve hayran olunası biri oldu gözünde.
Bu korkuyla, utançla yaşamak zor geldi Irene’ye, yaşamına son vermeye karar verdi arkasında iz bırakmadan. Çünkü en azından arkasında kötü izlenim bırakmak istemiyordu. Ancak buna eşi engel oldu.
Kitap düşünemediğim bir sonla bitti ters köşe yaptı.
Aslında eşinin gizli aşkı bildiği hatta şantajcıyı sırf Irene evine dönsün onlardan vazgeçmesin diye tuttuğu ortaya çıkıyor.
Kitaptan alıntılarla..
-Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiç bir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin