Başımızdan geçen binlerce deneyimden olsa olsa bir tanesini dile getiririz. Söylenmeden kalan bütün o deneyimlerin altında hayatımıza belli etmeden biçimini, rengini ve tınısını verenler saklıdır.
Ana babaların arzularını ve korkularını gösteren çizgiler ateşten bir kalemle, güçsüz ve başlarına ne geldiğini hiç bilmeyen küçüklerin ruhlarına kazınır. Ruhlara dağlanmış o metni bulmak ve ne yazıldığını sökmek için bir ömür harcarız, onu anladığımıza da asla emin olamayız.
Yaz mevsiminde bozkır gecelerinin kendine özgü bir güzelliği vardır. Yerin ve göğün yüceliğinden kaynaklanan inanılmaz bir sessizlik hakim olur.Ilık, pek çok ot ve çiçeğin kokusunu taşıyan hava,göz kırpan ay,sayısız Yıldız ile dolu, büyüleyici gökyüzü ve yıldızlarla aranıza giren hiçbir şeyin olmaması, tertemiz, saf bir boşluk…İşte bulunduğu o mekan ve zaman içinde insanın zihni günlük işlerinden kurtulup bu gizemli dünyanın derinliklerine girmeye başlar.Ne yazık ki, kısa bir süre için…
Tolstoy’u anladığımda neredeyse elli yaşındaydım…Sadece bir şeyden bahsetmiyordu: Hiçbir ekonomik sistemin hiçbir toplum düzeninin ruhsal huzuru garantilemediğinden, bunu ancak ve sadece kendi kendimize bizim garantileyebileceğimizden.