Biliyorum ki, beni evlat edindi çünkü bir arkadaş istedi (hiç arkadaşı yoktu).
Jeanette Winterson’nın hayatını kaleme aldığı, ‘Normal olmak varken neden mutlu olasın?’ post-modernitenin ve Winterson’nun kaleminin çarpıcı bir örneğidir. Kendisinin de Bomb dergisinde söylediği gibi, bir sayfayı okuduğunuzda, o sayfanın Winterson tarafında yazıldığını anlayabildiğiniz bir yapıt. Yalın dili, post-modern edebiyat teknikleri, cesur anlatımıyla kült denebilecek bir eser.
Öncelikli temalar, Jeanette için ‘sevgi ‘ ve ‘aile’ kavramlarının hayatında büyük bir rol olmasıdır. Bebekliğinde evlatlık verilmiş ve misyoner bir ailede, Hıristiyan öğretileriyle büyümüştür. Annesinin söylemleri hayatında büyük yer tutmuş ve ‘wrong crib’ (yanlış beşik) düşüncesiyle hayatında psikolojik suistimallere uğramıştır. Hayatı boyunca psikolojisinde ve oluşan felsefesinde, kabul görme konusunda yalnızlığını görürüz. Tanrıyı, kitapları, şiirleri, cinselliği seven Winterson için, insanları sevme konusunda büyük problemler yaşamıştır. Kitabın bazı bölümlerinde, onun içsel sorgulamalarını okurken, çok özel duyguları okuduğunuzu düşünmemek elde değil. Aile kavramının onun içinde yaşattığı duyguların psikolojisindeki yerini görürüz. Burada ayrıca parantez açılması gereken önemli bir tema ise, toplumsal cinsiyet rollerinin Winterson’nun hayatındaki yeridir. Özellikle kitap başlığı olan annesinin söyleminde, normal olmayan ve lezbiyen olan Winterson, dini söylemler altında sürekli ezilir. Winterson’nın otobiyografisini okurken, önemli bir nokta ise annesinin psikoloji ve felsefesi anlamak olduğunu da düşünmekteyim. Çünkü dini kurallara bağlı bir insan olarak, dini yorumlama şekli kritik bir rol oynamaktadır. İlgi çekici olan ise Mrs. Winterson için din tamamıyla mutsuz ve acı dolu bir hayat sürmektir.