Öncelikle kitabın geçtiği şehirde büyük bir ekonomik dengesizlik ortaya çıkmıştır. Orta halli sınıfı yok edilmiş, insanların yaşam standartları oldukça düşmüştür. Fakat aynı zamanda şehrin kapitalistleri de gittikçe zenginleşmektedirler.
Hikaye, bir grup anarşistin trafo merkezini ele geçirerek elektrikleri kesmesiyle başlar. Daha sonra bu anarşistler yakalanmış, ifşa edilmişlerdir.
Majer Mayer, yaşanan tüm olayları eski bir radyodan takip etmektedir. O kadar fukaradır ki aylardır para biriktirdiği halde kendisine bir televizyon alamamıştır. Sosyal hayatı yalnızca kamp yapmaktan ibarettir; hayalleri bile aciz ve sıradandır. Nitekim şehirdeki kaotik ortamın yanı sıra, iş yerinden izin alarak yeniden kampa gitmeyi planlamıştır. Bu esnada anarşistlerin sayısı artmakta, tansiyon yükselmektedir. Ansızın şehrin zenginleri-kapitalistleri teker teker suikasta uğramaya başlarlar. Yolsuzluk artar, mevcut iktidar şehre polis dahi yetiştiremez.
Majer, kamp esnasında konuşan siyah renkli bir timsahla karşılaşır. Uzun konuşmalar sonucu, ev arkadaşı olmaya karar verirler. Fakat bu sırada şehirden daha beter haberler gelmektedir. İnsanlar olası bir iktidar kavgası için önlem alarak marketleri yağmalarlar. Müthiş bir korku trafiği ortaya çıkmıştır; ancak televizyon açıldığı zaman iktidarın başındaki adam, yani Başkan Altındiş insanlara abartılacak bir mesele olmadığını, her büyük şehirde bu gibi asayiş sorunlarının ara ara vuku bulacağını söyler. Üstüne üstlük köşkünün balkonundan pişkin pişkin güler, kahvesini yudumlar. Artık şehirdeki karmaşa, masum insanların ölmesiyle doruklara ulaşır. Evler kundaklanmakta, kapitalistler infaz edilmektedirler. Majer Mayer ve Kara Timsah, ilginç bir biçimde kendilerini bu olayların odağında bulurlar. Başkan Altındiş'in köşküne gizlice sızarak,