-Hikaye ilk olarak Büyük Dünya adında, insanların hislerini yitirdikleri bir gezegende başlar. Yoğun bir distopya vardır. Bizim de içinde bulunduğumuz ve kaynağındaki yoksunluğu bizzat ellerimizle
"Eğer bir adam şanslıysa başına gelecek iyi şeylerin boyutlarını önceden bilmek mümkün değildir. Onu Fırat Nehri'ne atın, yüzerek çıktığında elinde bir inci tanesi olur."
Zamanım diyorum, gri bir renk kuşağının altında geçiyor.
Bu telaşı, ıssızlığı anlatmak için kelimeler yazıyorum.
Her biri ayrı ayrı tanrısını arıyor.
Ama yok; avunmak mesele.
Gerçeği inkar eden bir cümlenin dini olur mu?