Onunla aşk yönünden mutlu olmayacaksa da hiç olmazsa saygı ve sessizlik bulabileceğini zannediyor ve bu bir hayat için yeter, belki teşekküre neden olacak biçimde bir iyilik de olur gibi geliyordu.
Ah, onu nasıl bir şey sanmıştı. Halbuki hep, hep boştu. Şöhret, açgözlülük, aşk... Hepsi, hepsi boştu,tutunacak,yaşamda dayanılacak hiç, hiç bir şey yoktu. Ölümden başka hiçbir şey gerçek, hiçbir şey sonsuz değildi.
Sevmeye gelince o böyle sokaktan geçerken karşıdan görmekle erkeğe aşık olmayı anlamıyordu. Bu, ona '' seveyim diye sevmek'' gibi geliyordu. Sevmek için bilmeyerek sevmek, sonra farketmek gerekir diye düşünüyordu.
Ah kadınlar, kadınlar, siz yalnız aşkınıza, yalnız fedakarlık yüceliğine yenilip mesut yanarken erkeklerin kalbin de ne çirkin, ne hain, ne yabancı duygular olduğunu bilseniz...