Annemin Uyurgezer Geceleri’ni çok severek okudum mu emin değilim ama meraklanarak ne çıkacak acaba diyerek okudum.Kitap bende büyük bir farkındalık ya da dönüşüm yaratmadı belki, ancak son sayfayı kapattığımda zihnimde kalan güçlü bir duygu oldu.
Özellikle annenin Bay E ile ilgili bıraktığı belirsizlik beni rahatsız etti. Ne yaşandığını tam olarak bilememek, net bir cevaba ulaşamamak huzursuz ediciydi. Ama düşündükçe bunun hayatın kendisine de benzediğini fark ettim. Bazı soruların cevabı hiç gelmiyor, bazı hikâyeler tamamlanmıyor.
Buna rağmen kitapta beni en çok etkileyen şey, kuşaklar boyunca kadınların kendi hayatlarının içinde nasıl yavaş yavaş yok oluşunu okumaktı. Büyük kırılmalarla değil; fedakârlıklarla, suskunluklarla ve zamanın içinde eriyerek… Bir yandan da erkeklerin yaptıkları yanlışların, bencilliklerinin ve bıraktıkları yıkımın çoğu zaman onlara bir bedel ödetmeden hayatın içinde kaybolup gitmesi dikkatimi çekti. Olan ise çoğunlukla kadınlara oluyor; yükü taşıyan, susan ve yavaş yavaş görünmezleşen onlar oluyor. Bunu kitap çok iyi aktarıyor.
Bu anlatımın sakinliği ve doğallığı garip bir şekilde bende hayranlık uyandırdı. Kitabı bitirdiğimde aklımda olaylardan çok bu duygu kaldı: Bazı hayatlar bir anda değil, sessizce yok oluyor. Ayfer Tunç’un bunu böylesine sade ama güçlü bir dille anlatabilmesi, romanın bence en etkileyici yanı.