Hiçbir şey sadece tek bir şey değildir. " diyerek bitiriyor Nurdan Gürbilek Örme Biçimleri'ni.
Bir süredir aşamadığım "kafamın içinden cümleler akıp gidiyor ama ben onları yazıya dökemiyorum" durumu, devam ediyor. Kendimi şartladığımdan mı böyle, yoksa cidden kafam hep mi karışık, bilemiyorum.
Gürbilek'in zekasını, farkındalığını en beğendiğim kitabı oldu Örme Biçimleri. Burada o, kadınlara özgü kılınan örgü örmeyi yazı yazmaya benzetmiş. Yazarların -ki burada ele aldığı yazarlar muazzam- yazılarının ilmek ilmek hangi yollardan geçtiğinden bahsetmiş.
Wirginia Woolf, Bilge Karasu, Latife Tekin ve kısa kısa değindiği yazarların yazar olma serüvenleri içinde hayatlarına dokunan belki de okurların asla dikkatini çekmeyecek yanlarını, yaralarını, göstermiş.
Wirginia Woolf'un portresiyle başlıyor eser, Woolf, ablası ressam Vanessa Bell tarafından koltuğa gömülmüş, örgü örerken resmedilmiş ve ona biçilen hayat ile onun kendine biçtiği hayat, karşılaşmaya başlamış. Psikiyatrının bile "yazma, ör" tavsiyesi verdiği Woolf, ilmek ilmek romanlarını nasıl örmüş, Gürbilek, farkında olmayarak okuduğumuz eserlerinin ince noktalarında bizlere bunu anlatıyor.
O, yazının oluşum süreci içindeki değişimi, duraksamaları, yıkılıp yeniden bir araya gelmesiyle bir bütün oluşturduğunu, o oluşumun her bir yazarda bambaşka hisler taşıdığını göstermiş, bizlere.
Haksızlık etmek istemiyorum, bütünüyle her bir yazarın, bölümü, yazı gizlerinin keyfi ayrıydı fakat ben Woolf'un ele alındığı kısımları daha bir keyifle okudum. Deniz Feneri'ni, Kendine Ait Bir Oda'yı Gürbilek izinde anımsadıkça heyecanlandım. Her iki kitabı da yeniden okumaya heveslendim.
Daha neler yazılır, konuşulur Örme Biçimleri hakkında ama günlerdir kıvrana kıvrana yazmaya, anlatmaya çabaladıklarım bunlar