Biz simdi bu bölümün başındaki sorumuza dönelim: Acaba yazı niçin bazı toplumlarda ortaya çıktı ve bazı toplumlara ya yıldı da birçoklarına ulaşmadı? Tartışmaya, kolaylık sağlamak için, ilk yazı sistemlerinin tam gelişmemiş olmasından, kullanım yerlerinin ve kullanıcıların sınırlılığından başlayalım.
İlk yazı biçimleri tam anlamıyla bitmiş ve açıklık kazanmış durumda değildi veya karmaşıktı, ya da bunların üçü de söz konusuydu. Örneğin, en eski Sümer çiviyazısıyla normal düzyazı yazma olanağı yoktu, telgrafsı bir stenoydu, adlar, sayılar, ölçü birimleri, sayıları verilen nesnelerin adları ve birkaç sıfat gibi sınırlı bir sözcük dağarı vardı. Bu sanki çağdaş Amerikalı bir mahkeme kâtibinin, İngilizcede gerekli sözcükler ve dilbilgisi eksik olduğundan "John'a, besili 27 koyununu vererek devlete borcunu ödemesini emrediyoruz," yazamadığı için "John 27 besili koyun" yazmasına benziyor. Daha sonra Sümer çiviyazısı düzyazı yazmaya elverişli hale gelmedi değil ama bu iş, benim daha önce açıkladığım gibi, logogramların, sesçil göstergelerin, söylenmeyen tamamlayıcıların, yani yüzlerce ayrı işaretin eklenmesiyle oluşan karmakarışık bir sistem sayesinde oldu. Yunan Miken uygarlığına ait Çizgisel B yazı sistemi, aşağı yukarı 90 göstergeden oluşan bir hece yazımı ile logogramlara dayandığı için hiç değilse daha basitti. Bu erdemine karşılık hayli kapalıydı. Sözcüklerin sonundaki ünsüzler eksik bırakılırdı, çeşitli yakın ünsüzler için aynı gösterge kullanılırdı (örneğin, hem 1 hem r için aynı gösterge, p, b, ph için bir başkası, g, k, kh için bir başkası). Japonya'da doğmuş, 1 ile r'yi ayırt etmeden İngilizce konuşan Japonların konuşmalarını ne kadar kafa karıştırıcı bulduğumuzu biliyoruz: Bizim alfabemiz de aynı şeyi yapsaydı, ayrıca yukarıda sözünü ettiğim öteki ünsüzler de tek bir işaretle gösterilseydi, ne büyük karışıklıklar çıkardı düşünün siz! O zaman "rap", "lap", "lab", "laugh" sözcüklerinin hepsini aynı şekilde yazacaktık.
Bununla ilişkili bir başka engel de bu ilk yazıları öğrenip kullanan insan sayısının az olmasıydı. Yazı yazmayı ancak kralın ya da tapınağın hizmetinde çalışan uzman yazıcılar bilirdi. Örneğin, Miken uygarlığı döneminde saray bürokratlarından oluşan dar bir kadro dışında Çizgisel B yazısını kimsenin kullanıp anladığına dair elimizde hiçbir ipucu yok. Günümüze kadar ulaşmış belgeleri kimlerin yazdığı el yazılarından saptanabildiği için Knossos Sarayı'ndan kalma belgeler topu topu 75 yazıcının kaleminden çıkmıştır, Pylos saraylarından kalma belgelerse 40.
Başlangıçtaki bu telgrafsı, acemi, kapalı yazıların kullanıldığı yerler sınırlı olduğu gibi kullananların sayısı da sınırlıydı. MÖ 3000 yılında Sümerlerin neler düşündüklerini, neler hissettiklerini öğrenmeyi uman kişi hayal kırıklığına uğrayacaktır. İlk Sümer metinleri saray ve tapınak bürokratlarının, içinde en küçük bir duygu bulunmayan hesap tutanaklarıdır. Uruk şehrine ait, bilinen en eski Sümer arşivlerindeki tabletlerin aşağı yukarı yüzde doksanı katiplerin tuttukları, mallara yatırılmış paraların,işçilere dağıtılmış tayının, dağıtılan tarım ürünlerinin miktarını gösteren kayıtlardır. Ancak Sümerler daha sonra, logogramlarin ötesinde sescil yazıya geçtikleri zaman propaganda ve efsane gibi düzyazı metinler yazılmaya başlandı.
Miken döneminin Yunanlıları bu propaganda ve efsane evresine bile ulaşamadılar. Çizgisel B ile yazılmış, Knossos sarayından kalma tabletlerin üçte biri muhasebecilerin tuttukları büyük çoğunluğu koyun ve yün kayıtlarıdır, Pylos sarayında yazılmış belgelerin büyük çoğunluğu keten kayıtlarından oluşur. Çizgisel B doğası gereği öylesine kapalıydı ki saray hesaplarıyla sınırlı kaldı; Öte yandan bu hesapların bağlamı ve kullanılan sözcüklerin sınırılılığı onları anlamamamızı kolaylaştırdı. Edebiyat için kullanıl küçük bir ipucu yok elimizde. Ilyada ve Odysseia okuryazar olmayan dinleyiciler için okuryazar olmayan ozanlar tarafından söylenmiş, kulaktan kulağa aktarılmıştı, yüzlerce yıl sonra Yunan alfabesi ortaya çıkıncaya kadar yazıya dökülemedi.
Aynı şekilde eski Mısır, Mezoamerika, Çin yazılarının belirleyici özelliği kullanım yerlerinin sınırlı oluşuydu. Mısır hiyeroglifinin kullanıldığı en eski belgeler dinsel propaganda, devlet propagandası, bürokratik hesap tutanakları niteliğindeydi. Günümüze kadar ulaşmış yazılı Maya belgeleri de aynı şekilde propagandaya, kralların doğumlarına, tahta çıkışlarına, zaferlerine, rahiplerin yıldızlarla ilgili gözlemlerine ayrılmıştı. Şeng Hanedanlığı dönemi sonlarına ait, günümüze ulaşmış yazılı en eski Çin belgeleri, kehanet kemikleri adı verilen kemiklere kazınmış, hanedanlık işleriyle ilgili dinsel ululamalardan oluşmaktadır. Örnek bir Şeng metni: "Kral [sıcaktan çatlamış bir kemikteki] çatlağın anlamını okudu ve şöyle dedi: 'Çocuk keng günü doğarsa o çocuk çok hayırlı olacak."
Bugün biz şöyle bir soru sormak isteği duyuyoruz: İlk yazı sistemlerine sahip toplumlar yazının birkaç işlevle ve birkaç yazıcıyla sınırlı kalmasına yol açan kapalılıklarına niçin razı oldular? Ama bu soruyu sormak bile eski bakış açılarıyla bizim kendi kitlesel okuryazarlık beklentimiz arasındaki uçurumu ortaya koymak oluyor. İlk yazıların kullanım alanlarının sınırlılığı istenen bir şey olduğu için daha az kapalı bir yazı sistemi geliştirme dürtüsü vermiyordu kimseye. Eski Sümer kralları ve rahipleri yazının uzman yazıcılar tarafından vergi borcu olarak koyunların kayıtlarının tutulması için kullanılmasını istiyordu, yoksa kitlelerin şiirler yazmasını, kumpaslar kurmasını değil.