Tarihe bakıldığında zorbaesir sınıflara bölünmüş toplumlarda esirler "toplumsal bir çıkış gerçekleştiremiyorsa çöküş mukadderleşiyor. Endülüs ile Osmanlı arasında sıkışan Avrupa'nın Batılaşması, Amerika'ya hicreti politikleştirmekle imkân bulmuştu.
Turkmenlerin Asya'dan Anadolu'ya çıkışlarında da benzeri bir sürecin işlediği düşünülmelidir. Emeviliğin Endülüs'e hicreti de böyle okunabilir. Bir imkâna sahiplik, bir mekâna sahiplikle doğrudan bağlantılı görülmelidir. Yeryüzünün adı arz'dır. Bu yüzey "Insan'a arz edilmiştir. Bu anlamda mekânsız din yaşanamaz. Bir toprak üzerinde değilseniz "ricalun" kavramıyla vasıflanmanız da imkân dahilinde görülmeyecektir. Çünkü "rical", iki ayağı üzerinde yürü yenler, demektir. Yürümek, bir zemine, arza sahipliği kaçınılmaz kılmaktadır. Ancak rical, namazı kılıp zekâtı verebilir: "Ricâlun là tulhihim ticāratun ve lå bey'un an zikrillāhi ve ikāmis salāti ve itaiz zekâti / Ticaretin ve alışverişin, onları Allah'ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar" (24 Nur 37). Görülüyor ki, önce "şehir Medine" inşa edilecektir. Çünkü şehir "Cuma kılınan Pazar kurulan" mekândır. Bu ayet rical'in pazar ile kopmaz bağına işaret etmektedir.
"Kenti Durduran Şehir", Müslümanların Batı'ya ait kentsel düzenle mekānı kaybettiğine işaret ediyor. Toplumsal anlamda yakalandığımız imkânsızlıklar, mekāna dair kısıtlanmışlığımızın dayatmalarıyla irtibat kurularak izah edilebilir.