Aşk, iğne batırılan balonlar gibi sönmüş, Güzide’nin gözlerindeki bağ aniden çekilivermişti. Aşk çürüyünce ondan boşalan yere aniden gerçek doluvermişti. Aslında hep de oradaymış gerçek, bir yere gittiği yokmuş. Meğerki perde inmiş üzerine
Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü
yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
Hep aynı gözlerle bakardı hayata: Kazalı belâlı yolları kazasız belâsız atlatmayı, eylemekten çok eylememeyi başaranların çorak bakışı. Yaşanmamıştan çıkarılan gururun acı tacı.