Başlamadan şunu belirtmeliyim ki bu inceleme başlıkta da belirttiğim üzere spoiler içerir.
Özellikle kitabın sonu bu incelemenin sonunda irdelenmiştir.
Bu incelemeyi kitabı henüz okumayanlar için olmaktan daha çok, okuyup üzerinde fikir yürütmek isteyenler için hazırladım. Sizler de yorum bırakırsanız üzerinde tartışabiliriz.
Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanı, ilk bakışta çok büyük fikirler taşıyan, tarihsel ve felsefi anlamda ağırlıklı bir eser gibi görünüyor. Hafıza, gelenek-modernlik çatışması, Sovyet düzeni, insanın köklerinden koparılması ve “mankurtlaşma” gibi oldukça güçlü temalara temas ediyor. Ancak kitabı bitirdiğimde bende kalan duygu ne yazık ki bu büyük fikirlerin, aynı güçte bir roman yapısıyla desteklenemediği oldu.
Ayrıca kitabın adıyla ilgili kendi fikrimi şu şekilde belirtmek isterim; dürüst olmak gerekirse, bence kitabın isminin taşıdığı ağırlığı, romanın dramatik yapısı pek de yansıtmıyor. Başlık çok büyük, çok epik ve çok derin bir çağrışım ve buna bağlı bir beklenti yaratıyor. Bu yüzden okurken ister istemez aynı yoğunluğu anlatının tamamında arıyorsunuz. Kitabın bazı bölümlerinin fazla uzaması ve dağılması da bu beklentiyle çatışabiliyor. Yani isim ile kitabın temaları arasında kesinlikle bir bağ var ama bence başlığın yarattığı “büyük roman” hissi, kitabın her bölümünde aynı güçte karşılık bulmuyor.
Romanın en güçlü yanı kesinlikle “mankurt” metaforu. Aytmatov burada sadece hafızasını kaybetmiş bir insan anlatmıyor; kendi geçmişine, kültürüne, diline ve hatta bir bölümde annesine yabancılaştırılmış bir insan tipinden söz ediyor. Bu metaforun Sovyet dönemindeki kültür kaybı, kimliksizleşme ve halkların kendi köklerinden koparılması üzerine yazıldığı çok net olmasa da hissediliyor. Hatta bugün bile romandan daha fazla hatırlanan