“Neyi biyolojinin belirlediğini, neyin biyolojik mitler kullanılarak haklı çıkarılmaya çalışıldığını nasıl bilebiliriz? Bunu anlamak için önemli kurallardan biri , “Biyoloji izin verir, kültür engeller” kuralıdır. Biyoloji çok geniş bir yelpazedeki olasılıklara hoşgörüyle yaklaşır. İnsanları bazı olasılıkları fark etmeye zorlayıp diğerlerini yasaklayan kültürdür...
...Kültür genellikle sadece doğal olmayan şeyleri yasakladığını ileri sürer ama biyolojik bir perspektiften bakınca her şey doğaldır. Gerçekten doğal olmayan, doğa yasalarına aykırı bir tavır zaten ayakta kalamaz, bu yüzden de yasaklanmasına gerek yoktur. Hiçbir kültür, insanların fotosentez yapmasını, kadınların ışık hızından daha hızlı koşmasını veya negatif yüklü elektronların birbirine doğru çekilmesini yasaklamaya kalkmamıştır.
Gerçekte “doğal” ve “doğal olmayan” kavramları, biyolojiden değil, Hıristiyan ilahiyatından alınmadır. “Doğal”ın ilahiyattaki anlamı, “doğayı yaratan Tanrı’nın niyetiyle uyumlu”dur. Hıristiyan ilahiyatçılar Tanrı’nın insan vücudunu, her parçanın ve organın belli bir amaca hizmet etmesini düşünerek yarattığını ileri sürerler. Eğer vücudumuzun uzuvlarını ve organlarını Tanrı’nın öngördüğü şekilde kullanırsak bu doğal bir faaliyettir, bunları farklı kullanmaksa doğal değildir. Oysa ki, evrimin amacı yoktur. Organlar belli bir amaçla evrilmediği gibi, kullanılma biçimleri de sürekli gelişim halindedir. insan vücudunda, sadece milyonlarca yıl önce ortaya çıktığı zamanki işlevini yerine getiren tek bir organ bile yoktur. Organlar belli bir fonksiyonu yerine getirmek üzere evrilir, ancak bir kere oluşunca başka kullanımlara da uyum sağlar.”