Yalnızca karanlıktan korkardık. O günlerde din tohumları ekilmemiş öbür dünya kavramı daha doğmamıştı. Yalnızca gerçek dünyayı biliyor, gerçek şeylerden kokuyorduk.
Deniz ve toprak birbirine karışmış bir rüyayı andırıyordu. Belki de o yüzden bu körfezin sakinleri, her gördüklerine değil de daha ziyade gördüklerinin altında gizli olan ruha ve kendi hayallerine inanırdı