İnci Tanesi

İnci Tanesi
@Gonul__s_ozu
Puan vermedi·83 syf.··
Beğendi
·
2021 12. kitabı
Bu kitap 1944’ten itibaren birçok yayınevi tarafından basılmış, birçok kişi tarafından çevrilmiş ve binlerce hatta milyonlarca kişi tarafından okunup, incelenen bir kitap. Aynı zamanda birkaç saat içerisinde bitirilebilecek, gayet akıcı ve sürükleyici “acaba ne olacak?” dedirten kitaplardan biri. Kitabın okudukça derinleşen, saran ve bir o kadar da sarsan bir tarafı var. Stefan’ın bu kitabında türlü türlü duygularla hemhal oluyoruz. Çünkü Stefan, cümleleriyle hayat teknesinde yoğuruyor duygularımızı... Mesela kitabın başlarında bir heyecana kapılıyoruz. Czentovic'in hayatını öğrenmek için sabırsızlanıyoruz. Ortalarında merak ve heyecan duygusu peşimizi yine bırakmıyor, bir de Doktor B'nin korkusu, çıkmazda olduğu ve işkence gördüğü ekleniyor üstüne. Sonlara doğru ise Hitler'in acımasızlığı yüreğimizi parçalıyor. Ve Stefan, tüm bunları bize hissettirirken öyle bir imbikten süzüyor ki! Hiçbir duyguyu, hiçbir kelimeyi anlamadan geçmedim. Kitap genel hatlarıyla okunabilen, yani kendini okutan bir kitap. Başlarda konusundan ziyade psikolojik analiz yeteneği ve kendine has betimlemeleriyle ön plana çıkıyor yazarımız, ilerleyen sayfalarda ise bana satrancın bir oyundan fazlası olduğunu kafama vura vura anlatan bir yapıta dönüşüveriyor birden. Ben satrancın siyah-beyaz karelerden ve taşlardan öte bir şey olmadığını düşünürdüm. 64 tane kareden oluşan bir tahta parçasından öte bir şey değildi, benim için. Ama yazar kendine özgü betimlemeleriyle satranca başka bir açıdan bakmama vesile oldu. Aslında satranç hakkında okuduğum o cümleler ben Dickens’in İki Şehrin Hikâyesi romanına savuruverdi. İki Şehrin Hikayesi’nde “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut
Edebiyat
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Meşhur Değildir amma Pişmanlık Her Dem Fayda Verir
Puan vermedi·141 syf.··
2021 9. kitabı
Bu kitabı okuyanların birçoğu eminim ki aşk, sadakat, intikam, şefkat, gayri meşru ilişki, iyilik, kötülük, vefasızlık, acımasızlık gibi, konuları ele almışlardır yazılarında. Bu kitabı okuyanların birçoğu öyle düşünmüştür. Ak kâğıdın üstüne kara harflerle yazılmıştır bunlar. Aşikârdır elbet. Diğer konulardan ziyade benim dikkatimi çeken konu yalan oldu. Kitabın başlarında geçen babasının Ali Bey’e nasihat niyetine söylediği “Halka söylemekten utanacağın bir şeyi yapmaktan nasıl utanmazsın? Sen herkesten alçak mısın ki, yaptığın bir şeyi ötekinin berikinin bilmesinden utanıyorsun da yalnızca sen bildiğinde utanmıyorsun.” Sözü beni bu konu üzerine hasbıhâl etmeye itti belki de. Kim bilir… Yalan… Öyle hafif, kolay bir mevzu değildir. Günümüzde çok basit ve sıradan olarak karşılansa da öyle değil. Yalan, onurunu kırmıyorsa bir insanın orada sorun vardır. Aç ve susuz yaşanabilir bir müddet, ama onursuz yaşanamaz zannımca. Bunu düşündükten sonra aklıma hemen şu soru takılıveriyor. Hangi ölçüte göre insan onurlu bugün? Neye göre değerlendiriyoruz ahlakı, onuru? Mahpeyker gibi içi doldurulmamış cümleler ile ona buna istikameti olmayan sözler söyleyerek mi? Yoksa muhatabımıza ölümü dahi unutturarak en aziz manaların katili olarak mı onurlu olunuyor, bu şekilde mi yükseliyor insan? Benim çorak kafam nereden bilsin bunları, ben laf ederim sadece dilimin döndüğünce. İnsan yalanı çok kolay bir şekilde söyleyince ahlak ruh kuyusunun derinlerinde oluyor ve ahlakın o kuyudan yukarı çekilmesi çok zor. ‘Hem mümin korkak olur, cimri olur ama yalancı olmaz.’ buyururlar bir hadis-i şerifte. Peygamber Efendimiz (S.a.v) -hâşâ- beyhude haykırmıyor benim ümmetim yalan söylemez diye. Hay Allah! Lafı dolandırdım yine. Bu hamur çok su götürür. Biz kitap hakkında hasbıhal etmeye devam
1000Kitap
İntibahNamık Kemal · Ihlamur Yayınları · 201149,2bin okunma
Hiçin İçindeki Hep
Puan vermedi·413 syf.··
Beğendi
·
2020 44. kitabı
İnsan, hep bir arayış içindedir. Bazen farkındadır ne aradığının bazen de arayış içinde olduğunu bile bilmiyordur. O denli saplanmıştır karanlığa. İnsan, aslında kısmetini arar attığı her adımda. Çıktığı her basamakta... Zira “hayat bir merdivendir: Bir basamağı yokluk, bir basamağı bolluk.” Şimdi yokluk ile bolluğu aynı beşikte sallayan Cengiz Aytmatov’un trenindeyiz. Her şeyin zıddıyla maruf ve mümkün olduğu bir dünya Aytmatov’un dünyası. Öyle ya: beyaz en güzel siyahta belli eder kendini. Dünya senden olmayanlarla hoştur. Her şey siyah olsa beyazı fark edemezsin. Bu sebepledir ki “hep’i” elde etmek için “hiç’in” susuz çölünde yaşamak ister Aytmatov’un kitaplarındaki karakterler. Ve bu sebeple Yedigey’in o bir günü bir asra bedel oluyor. Sahi, siz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabı ile bir gününüzü asra çevirdiniz mi? Aytmatov’un bu kitabından aynadaki yansımanıza baktınız mı? Aytmatov’un bu kitabında herkes kendinden bir şey bulabilir. Gerek Abutalip’in çektiği çilelerde, gerek Ukubala’nın aileye verdiği önemde ya da Kazangap’ın iyilik tarlasında kendinizi seyre dalabilirsiniz. Toplumum en küçük bir fiskede hemen umutsuzluğa kapıldığı bu çağda ne de güzel bir deniz feneridir Cengiz Aytmatov. Dert neredeyse deva oraya gidiyor hakikaten. Gemi neredeyse su orada. Aytmatov neredeyse oraya gidiyor ruhu hasta olan. Ve Aytmatov gelenleri aşırıya kaçmadan, laf cambazlığı yapmadan ve biz okuyucuları sıkmadan tam kıvamında karşılıyor kitaplarında. Bazen öyle bir cümle okuyorum ki soru da içinde oluyor cevap da… Böyle bir üslupla karşılaşınca insan, aklına en olmadık sorular gelip takılabiliyor. Bakın benim de aklıma bir soru takıldı mesela: “Ne zamandan beri yabancı olduk kendi toprağımıza?” (387) Evet, bu soru Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabında yer alıyor.
1000Kitap
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202656,1bin okunma
Bu Arayışım Boşuna Olmayacak
Puan vermedi·55 syf.··
Beğendi
·
2020 5. kitabı
"Bu Arayışım Boşuna Olmayacak!" Hayat bir limana benziyor sanki. Bir gemi limana yaklaşırken başka bir gemi demir almış gidiyor limandan. Peki ya biz hangi gemideyiz? Limana yaklaşanda mı yoksa limandan uzaklaşanda mı? Ne tuhaf uzaklaşan yok aslında. Yaklaşmakta olan var. Haksız mıyım? Baksanıza el Mustafa da öyle yapmış. Kim mi o? Halil Cibran’ın Ermiş’te yer verdiği karakterlerinden biri. Ne mi yapmış? Yüreğinin kapılarını ardına kadar açmış denize doğru kanat çırpmış. Sahi limandan uzaklaştı mı El-Mustafa? Sanmam. Hakikate yaklaşan bir gemideydi o. Kim bilir belki biz de yakınlaşmak için bir gemi bekliyoruzdur. “ Çünkü kalmak, gecede yanıp tükenirken saatler; donmak ve billurlaşmak, bir kalıbın içine hapsolmak demektir.” Demişti yazar. Siz limanda bekler misiniz bilmem. Ben El-Mustafa ile aynı gemideyim. Yakınlaşmak için uzaklaşıyorum. Gemi görünmeye başladığında gideceğimizi hisseden kimseler bize mani olmaya çalışırlar mı? Mesela bir duvarcı bize evlerden söz et der mi? Veya bir yargıç bize suç ve cezadan söz et der mi? Yahut bir hukukçu peki ya yasalar diye çıkışır mı? Kim bilir? Peki ya aşk? Aşktan söz et diyen biri çıkar mı karşımıza? Bence bu tarz sorular sormazlar, soramazlar… Çünkü bir duvarcı “Kent surları içine bir ev inşa etmeden önce hayalinizdeki kırlara çardak kurun.” cevabını duymak istemez. Veya bir yargıç, “Ruhunuz rüzgârın sırtında başıboş dolanmaya çıktığındadır, yalnız korumasızken, kusur işlemeniz başkalarına ve dolayısıyla kendinize karşı. İşlediğiniz bu kusur için kutsanmış kişilerin kapılarını çalıp, esameniz okunmadan beklemeniz gerekecek bir süre.” cevabını duymak istemez. Yahut bir hukukçu, “ Yasa çıkarmaktan haz alıyorsunuz. Ama onları çiğnemekten aldığınız haz daha fazla. Okyanus kıyısında oynayan, durmaksızın kumdan
1000Kitap
ErmişHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202385,4bin okunma
Puan vermedi·163 syf.··
2020 3. kitabı
İnsan arar. Bazen bulur, bazen buldum zanneder. Bazen buldum zannetmişken ağızdan çıkan bir kelime ile kaybediverir. Aradığını bazen bir çift gözün derininde bulur Raif Efendi misali... Bazen kaybeder kendisini insan, bir çift gözbebeğinin ta içinde. Evet, sözünü ettiğim Raif Efendi, Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’daki karakterlerden biri. Bunu böyle tanımladığım için af buyurun. Aslında kitabı okurken Raif Efendi’nin insanlar karşısındaki tutumunun beni yansıttığını anladım. Yalnız bir farkımız vardı. Raif Efendi’nin bu tutumu geçmişte yaşanmışlıklardan kaynaklanıyor. Benim ki yaşanacak olanlardan... Neyse biz kitaba dönelim... Kitap, üslup açısından zengindi... verilmek istenen mesaj çağımızdan koparılmış sanki... Aslında etrafıma şöyle bir bakınca sanki hepsi Kürk Mantolu Madonna kitabından çıkıp gelmişler. Kitap bir nevi yaşadığımız çağa ayna olmuş. Bizim yansımamızdan ibaret. Kitap muhteva açısından da zengin ve bereketliydi... olaylar mümbit topraklarda yeşermiş, meyve vermiş. Genel olarak bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Değinmek istediğim tek konu var; O da kitabın devamlılığıyla ilgili... Bence Raif Bey ölmemeliydi. Hadi hastalığından dolayı öldü diyelim. Kitapta Raif Efendi'nin defterini okuyan adamın hayretler içerisinde olduğu ve sonunda da defteri tekrar okumaya başladığı yazıyor. Bence kitabı oturup tekrar okuyacağına Raif Efendi'nin kızını bulmaya gidebilirdi bunu kendine görev saymalıydı.
1000Kitap
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,5bin okunma