“Aşırı düşünmenin üstesinden gelmeye çalışmak bataklıktan çıkmaya çalışmaya benzer.”
Yazarımız, Susan Nolen-Hoeksema, yıllara yayılan psikoloji araştırmalarından yola çıkarak kadınların neden daha fazla “aşırı düşündüğünü” incelemiş.
Araştırmalarına göre kadınlar, erkeklere kıyasla daha fazla #ruminasyon, yani zihinsel geviş getirme eğiliminde. Bu, düşünmekten ziyade aynı düşünceyi çözüm üretmeden tekrar tekrar zihinde döndürmek anlamına geliyor.
Bu düşünme biçimi insana ilk başta analiz yapıyormuş, sorunun köküne iniyormuş hissi verse de aslında çoğu zaman bir duygusal bataklık. İnsanı harekete geçirmek yerine daha da içine çeken bir döngü.
Peki neden özellikle kadınlar?
Yazar bunu biyolojik değil, büyük ölçüde toplumsal nedenlerle açıklıyor. Kadınların daha sık tacize uğraması, iş hayatında geri planda kalması, finansal özgürlüklerinin kısıtlı olması vb. Tüm bunlar, düşüncenin içe doğru dönmesine zemin hazırlıyor.
Peki bunun önüne geçebilmek için ne yapabiliriz? Aşırı düşünmeyi durduramadığımız aşikar. Kitap, çözüm olarak “düşünmeyi tamamen bırakmayı” değil, odağı değiştirmeyi öneriyor.
“Bu neden oldu?” sorusu yerine
“Şu an ne yapabilirim?” demek gibi.
Başta kitabın bu kısmını okurken biraz yüzeysel bulduğumu itiraf etmeliyim. “Şunu yap, bunu yap” demekten öteye geçmiyor gibi gelmişti. Ama zamanla fark ettim ki, günlük hayatta aşırı düşünmeye kapıldığım anlarda bu öneriler zihnime düşmeye başladı.
Kitabın sonlarına doğru gerçek insanların hikâyelerine yer verilmesi de benim için çok kıymetliydi. Hem anlatılanları somutlaştırdı hem de o tanıdık duyguyu verdi:
“Yalnız değilim.”
Aşırı düşünen, kendine fazla yüklenen, zihninde sürekli aynı cümleleri evirip çeviren herkese önerimdir.
“Öylece oturup mutsuzluğunuzdan kurtarılmayı beklemek, onu daha uzun süre yaşamanızı