Temel hayat görüşü, bütün medeniyet unsurlarına şekil ve anlam veren prensiptir. Kültür-medeniyet insanın cemiyetle ve kainatla münasebetlerinde belli bir yorumlama ve değerlendirme sistemidir ve organik bir bütün teşkil eder. Netice olarak, modernleşmede en önemli olay hayat görüşü ve davranışlarda meydana gelen değişmedir.
1922 Lozan Konferansı'na delegelerimiz eşsiz bir zaferle gittiler. Fakat orada müzakereler açıldığı zaman Batılı devletler Türkiye'ye eşitlik hakkı tanımak istemiyorlar, bilhassa Türkiye'nin geri bir memleket olduğu noktası üzerinde duruyorlardı.
Aynı tarihte Mustafa Kemal, Türk milletine şu sözlerle hitap ediyordu: "Memleket behemal asri, medeni, müteeddid olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır." O günden beri modernleşme, Türkiye için bir hayat davası, mücadelelerimizin ana meselesi olmuştur. Bugünkü meselelerimizin asıl kaynağı şüphesiz modernleşme davasıdır.
Hayatta kalmak için gerçek gücün belirleyici rolü olduğuna inanan hayata dair pragmatik bakışı, Atatürk'ün kişiliğini ve onun siyaset ve inkılap taktiklerini anlamada anahtardır.
Aydınlar halkla temas halinde olup onu geliştirmesi gereken kişilerdir. Halbuki bizdeki "aydınlar" için halkla temas halinde olmak bir tür aşağılanma ve utanç kaynağıdır.