"İğrençsin," dedi dudaklarını tiksintiyle büzerek. "Hepiniz iğrençsiniz. Bütün erkekler. Genç, yaşlı, çocuk, cüce... Hepiniz."
"Doğru ama siz de çok matah sayılmazsınız," diyerek ayağa kalktım. Yanına gidip bira kutusunu elinden aldım ve kafama dikledim. Şaşkın şaşkın suratıma bakıyordu. Biradan büyük bir yudum daha aldım. "Kendinizle yüzleşmekten kaçıp aşağılık arzularınıza budala erkekleri alet ediyorsunuz. İstediğiniz olunca pişmanlık, olmayınca da histeri krizleri geçiriyorsunuz."
Saatların tıkırtısıyla içinin sıkıntısı arasında bir ilgi vardır sanki. Bu durmayan tıkırtı dünyanın düzeni gibi bir şeydir. Değişmez. Dursa sıkıntısı geçecek belki. Oysa bu sıkıntıyı yaratan kendisidir. Her sabah dükkâna girdi mi ilk işi birer birer bu saatları kurmaktır. İğrene iğrene yapar bu işi. Kurmayıverse olmaz mı? Olmaz?
Saptırmalar gerçek problemleri çarpıtır, dikkatleri asıl meseleden başka yöne çekerler. Mesela siyasi manevralar, hakiki sorunları gizleyip örtbas ederler.