Ben böyle kindar, sürekli nefret dolu ve çirkin yazan bir yazar görmedim duymadım tanımadım. Sizin gibi bir yazarı tanıdığım için kendimden özür dilerim.
'Ruh Kataraktı' adını taktığınız durum, bizzat sizin yaşadığınız bir durum... Üslubunuz hep kırıcı, itici, acımasız, aşağılayıcı ve hakaret dolu. Hoşgörü namına kalbinizde gram yer yok.
Sayfa 128 "İtiraf edin! Empati katsayısı en yüksek, en misyoner, en adanmış ulvi ruhlardan dahi olsanız, sizin de gözünüzün değmesini istemeyeceğiniz, tüm benliğinizle nefret nefret! ettiğiniz birileri, bir insanlık hali vardır. Benim üstümde bu ağır gözümü değdirmeme arzusunu, yoğun ruh ve mide bulantısını yaratan bir insan tipi var. BİR ÇEŞİT TÜRK SEMİRMİŞ BURJUVA KADINI! Onlardan hakikaten fiziksel bir şekilde, tiksiniyorum. Mideme bir dönme, ruhuma bir cendere hissini salıveriyorlar. Mevcudiyetleri bana ağır geliyor. Mevcudiyetlerine katlanamıyorum ! " ...
Diye devam eden yazınızda farkettim ki,
bana yukarıda yazılanları yaşatan; bu kitap oldu ve sizin gibi sürekli nefretini böyle kolay kusup, iyilik ve güzellikten yazmaya gelince kılı kırk yaranların mevcudiyetine katlanamıyorum.
Barış Manço'nun vefatından sonra yazdığınız yazıda eşine 'Kutsal Dul' çocuklarına 'Kutsal Emanetler olmadıklarını kanıtladıkları' demeniz yetmiyor gibi, bir diğer makalenin başlığı "Ölümün Mahremiyeti Yerine Pornografisi" yazmanız hiç samimi olmadığınızın kanıtı. Sayfa 143 'Ölümün bir de mahremiyeti olmalı, değil mi ? Diye sorarken keşke eleştirdiklerinize değil kendinize sorsaydınız... Sivri dilli olmak ayrı bir şey, ahlak yoksunluğu ayrı bir şey ... Köşe yazarı olmak sivri dilli olmayı elbet gerektirir ama sizin ki başka ... Son olarak tüm Türk halkını benzettiğiniz cümleyi size iade ediyorum, sizin deriniz kalınlaşmış, kalbiniz taşlaşmış ve ruhunuz