"Dünyada olup biten her şey hem birbirini tamamlar hem de sürekli çatışma halindedir. Aydınlık ve karanlığın bu ezeli ve ebedi mücadelesiyle tüm ilkeler belirlenir. Masumiyet, kirlenmiş benliklerle çatışırken şekil değiştirse de özünden asla bir şey kaybetmez."
beş yaşındaki zeze hemen herşeyi tek başına öğrenir: sadece bilye oynamayı ve arabalara asılmayı değil, okumayı ve sokak şarkıcılarının ezgilerini de. İşten çıkarılan babası ve çalışmak zorunda annesi ile çok fazla kardeşinin olduğu kocaman yoksul bir ailedeki altın kalpli çocuk. Kitapta devamlı dayak yiyen ve haylazlık yapan zezenin acı ve ümit dolu hikayesi anlatılıyor. En yakın sırdaşı, anlattıklarına kulak veren bir şeker portakalı fidanı.. yalnızlığına güneş gibi doğan potuga, zeze'nin babası olmasını istediği tek kişi onunla hayaller kuruyor, aile kavramını onunla anlamlandırıyor... Ancak hayat bu masum minik kalbine gerçekleri acı bir şekilde vuruyor.
" Herşeyi severim. evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik."
"Önemi yok" tam tersine, çok önemliydi öyle üzüldüm ki, o kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki, o an ölmeyi istedim."
"Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler."
" Hiç yaşama isteğim yok artık. İyileşirsem kötü bir çocuk olacağım. Anlayamazsın sen. Artık uslu durmama değecek kimsem kalmadı."
" Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,7bin okunma
"Kafatasının içinde birkaç santimetreküp dışında, hiçbirşey sizin değildi."
" İnanç aslında cehalettir, çünkü inanan insanın sebebiyete ve açıklamaya ihtiyacı yoktur."
"Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en ince ayrıntısına denk ortaya çıkarabilirler. Ama gönlünüzün derinliğine, işleyişine, sizin bile bilmediğiniz o yere el uzatamazlar."
Okyanusya, Avrasya ve doğu asya yaşanan savaşlar sonucu üçe bölünmüş ülkelerdir. Ülkenin dört bir yanında posterleri olan, despot lider big brother'in yönettiği okyanusya, yasaklar ve korkularla sindirilmiştir. Her evde bulunması zorunlu olan tele ekran (bir çeşit televizyon) sayesinde parti propaganda yapıp, isyankarlara karşı nefret aşılmamaktadır. Bangır bangır eşitlikten bahseden yöneticiler ve halk arasında yaşam kalitesi uçurumlar kadardır ama yozlaştırılıp, uyutulan halk bunun farkında dahi değildir. Sistemin (Parti'nin) insandan önemli olduğu bir dönem yaşanmaktadır. "2+2=5" Komünist Parti'nin kullandığı bir slogandır ve o artı değeri yaratacak olan ise sosyalist işçilerin çalışma coşkusudur. Sorgulamak, düşünmek, aşık olmak, sistemin istemediği ve sisteme zarar verecek bu her türlü duygu düşünce yasaklanmıştır. Bu duygu ve düşüncelerin yasak olduğu Okyanusya da aksi bir durum olursa isyankarlar düşünce polisi tarafından yakalanıp, idam ya da işkenceyle cezalandırılmaktadırlar. Winston Smith de bu insanlardan sadece biri, neye inanıp neye inanmayacağı konusunda yaşadığı çekişmeyle, suçluluklarıyla, pişmanlıklarıyla ve her türlü duyguyla güçlü Parti'nin karşısındadır.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,4bin okunma
"İnsanoğlu, kimi zaman, acıya dayanabilir, en ölümcül acıya bile. Ama herkesin asla dayanamayacağı , aklından geçirmek bile istemeyeceği bir şey mutlaka vardır."