(DİKKAT, SPOİLER İÇERİR!)
“İçinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış, fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş birçok imkânlar olduğunu acı acı seziyordu.”
Öyle hissederek okudum ki, her an Oblomovlaydım, onu Ştoltz ile o çok istediği yurt dışı seyahatine çıkmaya ikna etmeye çalıştım, Olga ile ortak paylaştıkları yüce, eşsiz ve ender olan duyguyu, aşkı bitirmemesi için yalvardım, kendi kendisini yakmasın istedim.
Oblomov öyle bir karakterdir ki, o bir düşüncedir, o bir davranıştır, o bir huydur artık. O her yerdedir, o herkestir. Her birimiz birer Oblomovuz, her birimiz Oblomovluklar yapıyoruz ve belki de bu yüzden onu okuduğumuz süre boyunca içine düştüğü tembellikten kurtulamadığı için üzüldük hep.
Oblomovumuz öyle bir çocukluktan gelmiştir ki, kendisinin de belirttiği gibi çorabını dahi kendisi giymemiştir, yardımcısı Zahar, kendi deyişi ile efendisinin her işini üstlenmişti. Hayatı boyunca armut piş ağzıma düş modundan çıkmayan Oblomov belki de varlıklı bir aileden geldiği için, kendi kendisi için hiçbir şey yapmadığı ve bunun tadını almadığı için böyle gelip böyle gidiyordur belki de.
Öyle bir miskinlikti ki Oblomovluktaki, miskinliğinin kölesi olmaktan kurtulamamıştı. Bu öyle tehlikeli cinsten bir miskinlikti ki duygularını, arzularını bile kontrol edemez etmişti onu. Tehlikeli miskinliği arzularının peşinden gelen zorunlulukları gerçekleştirmesini engelliyordu. Nadir rastlanan aşkı bulmuştu, ancak aşkın gerektirdiği zorunluluklardan kaçmak istediği için o güzel duyguyu da terk etmişti.
Belki de sosyal statüsü düşük bir ailede büyüseydi, kendisi için bir şeyler yapmanın ne kadar yüce bir şey olduğunun farkına varabilseydi bugün Oblomovluktan konuşmazdık.
Hayatında hiçbir işini kendisi yapmadı evet, ancak sadece kendisinin tamamlamak zorunda olduğu bir işi