"İnsanlık tarihindeki -taş aletlerden, ateşin evcilleştirilmesinden, yazılı dile kadar- büyük icatların çoğu tanınmayan iyilikseverler tarafından yapılmıştır. Çok önceleri gerçekleşmiş olaylar konusunda kurumsal belleğimiz zayıf. Gezegenlerin yıldızlardan farklı olduğunu ilk kaydeden atamızın adını bilmiyoruz. O kadın yahut erkek onlarca, hatta belki de yüzlerce binyıl önce yaşamış olsa gerek. Ama sonunda, dünyanın her tarafındaki insanlar gece göğü süsleyen parlak noktalardan beşinin, sadece bu kadarının, aylarla ölçülen bir periyotta diğerleriyle bitişik düzende gezintiden ayrıldığını ve tuhaf bir şekilde hareket ettiğini fark etti.
Bu gezegenlerin tuhaf görünen hareketini paylaşan Güneş ve Ay'la, gezinen cisimlerin sayısı toplam yediydi.
Bu yedili, eski insanlar için önemliydi ve bunlara Tanrıların -eski Tanrıların değil, asıl Tanrıların, baş Tanrıların, öteki Tanrılara (ve ölümlülere) ne yapacaklarını buyuranların- adlarını verdiler. Gezegenlerden birine, parlak ve ağır hareket edenine Babilliler Marduk, İskandinavlar Odin, Yunanlar Zeus ve Romalılar Jupiter; yani hepsi de Tanrılar kralının adını verdiler. Soluk, hızlı hareket eden ama Güneş'ten hiç uzaklaşmayanına, Romalılar, Tanrıların habercisi Merkür'ün adını verdiler; içlerinde en parlak olanaysa Aşk ve Güzellik Tanrıçası Venüs'ün adı verildi; kan kırmızı renktekine Savaş Tanrısı Mars'ın ve gruptakilerin en ağır ilerleyenineyse Zaman Tanrısı'nın adı Satürn. Atalarımızın elinden gelen en iyi şey bu metaforlar ve göndermelerdi: Çıplak gözden başka bir araçları yoktu, dünyayla sınırlıydılar ve onun da bir gezegen olduğunu bilmiyorlardı."