Mottosu: Life is beautiful
Uzay mühendisi, teknoloji ve telekom uzmanı, müzisyen, baterist, amatör dinler ve insanlık tarihi araştırmacısı, bisiklet aşığı, bilimsever.
Değerli bir ilişkinin özünde içten sımsıkı sarılabildiğin kadar sevmek, öpüp koklayabildiğin kadar özlemek ve en pahalı varlığın olan zamanını onunla canıgönülden isteyerek paylaşabilmek yatar.
Gerisi renk ve teferruattır.
Bir düşün bakalım, ömür sepetinde kimler var? :)
Böylece bizim için kozmik bir merkezi amaç arayanlar ya da Dünya'mız için arayanlar ya da hiç olmazsa Güneş Sistemi'miz için arayanlar veya hiç olmazsa galaksimiz için arayanlar hayal kırıklığına, sürekli hayal kırıklığına uğradılar. Evren bizlerin ihtiraslı beklentilerimizi karşılamıyor. Bilimadamları evrenin merkezinde bulunduğumuz zannının doğru olmadığını açıkladıkça ve sayısı bilimadamlarından az olmayan sayıda insan, gönülde yatan aslan misali fikirle iyice mücadele ettikten sonra, beş yüz yıl boyunca inanılan görüşler doğru çıkmadı diye epey diş gıcırdatanlar olmuştur. Katolik Kilisesi Galileo'yu işkenceyle tehdit etti. Dönen Güneş değil Yerküre'dir görüşünde ısrar ederek Kilise' ye karşı gelirsen diye. Gerçekten çetin bir sorun yaşanmıştı.
...örneğin Aristo hemen reddedilemeyecek güçlü iddialar saldı ortaya. Yerküremizin değil de gökyüzünün hareket ettiğine dair. Yerküre hareketsizdir ve Güneş, Ay, gezegenler, yıldızlar her gün Yerküre etrafinda bir defa dönerek doğuyor ve batıyorlar dedi. Bu hareket dışında herhangi bir değișikliğe sahne olmadıklarını, buna karşılık hareketsiz Yerküre'nin üreyiş ve bozunma mahalli olarak tüm evrenin çerçöp yeri olduğunu, gökyüzü cisimlerinin hiç bozulmayarak, bozunmayarak aynı kaldığını söyledi.
Orada, gökyüzünde mükemmel, değişmez özel bir göksel madde vardı Aristo ya göre; O madde ki yeryüzündeki dört element dşında bir madde olup bizim bugün "beşinci madde" anlamındaki "quintessential" sıfatına yer vermiştir.
Hiçbir maddi cismin daha fazlasını yapamayacağı hız olarak ışık hızı, kozmik hız sınırı olarak kanıtlanmış olmasına rağmen aklımızın kolay alıştığı bir kavram değildir.
"Neden ötürü?" diye soruyor Thomas Paine. "Neden ötürü, milyonlarca dünyayı eşit olarak koruması altına alan, her seye nazır yaratan, diğerlerini bırakıp da bizim dünyamıza, bir erkekle bir kadın bir elma yediler diye bu dünyaya geliyor oturmaya ve ölmeye? İnzivaya çekilme gibi garip olan bu düșünce nereden doğdu? Ve öte yandan, sınırsız yaratılıştaki dünyaların her birinin bir Havva'sı, bir elması, bir yılanı ve bir kurtarıcısı olduğunu varsaymalı mıyız?"