Bilim gerçek bir üretim alanıdır. Hem de öyle ruh, yaratılış, içsellik, maneviyat gibi lafügüzaf süslü sözlerle, kolaya kaçılmış, oturduğun yerden akıl yordamıyla, sadece duyumu hoş, cezbedici söylemlerle oluşturulmuş, duygu odaklı sanal bir üretim değildir.
Bilim hayal satmaz. Sadece ve sadece gerçeği, olanı biteni büyük bir çabayla, akılla, gözlemle, laboratuvar denilen oldukça teknik ortamlarda, dünyanın heryerinden multi-disiplinli binlerce kişiden oluşan dev bir eğitimli insan ordusuyla, gece gündüz üzerinde kafa patlatılan, ileri düzeyde -anlaşılması kolay olmayan- veri, okuma, analiz gerektiren formüller, tanımlar, tespitler, teoriler silsilesiyle adım adım, emin bir şekilde, kendini kandırmadan, yalancıya, düzenbaza meydan bırakmadan, yanlış yöne sapmış olsa bile zaman içinde üstüste eklenen yeni girdilerle gereği halinde kendini de yıkıp yenileyerek dünyanın ve kainatın neresinde olursa olsun bütün ile, doğa ile uyumlu olan "tek doğru" ya ulaşmaya çalışır.
İşte o yüzdendir ki, hayal satanlar, cehaletten çıkarı olanlar, psikolojik sorunsal nedenlerle kendilerini sözüm ona maneviyata ama aslında örtülü cehalete fazla kaptıranlar, belki yeterli bilimsel eğitim almaya hiç bir zaman imkanları olmadığı için, belki bilgiyle haşırneşir olmaya güçleri yetmediği için, bilimsel ve felsefi düşünmeye kapasiteleri olmadığı için ve belki de zekaları onca teknik mevzuya adam gibi basmadığı için bilimi, bilgiyi ve bilgiye dayalı gerçekleri asla sevmezler.
İsterler ki oturdukları yerden, içinde büyüdükleri toplumun cahil çoğunluğunu üçbeş cafcaflı sözle, hayali hoş düşünceyle etkileyip kitleleri peşlerinden sürükleyip kendileri de rahatça at oynatsınlar.
Ama akıl çağı çoktan başladı. Ve bunun geri dönüşü olmayacak. Sen istediğin kadar maneviyatla oyalan ama bilimi ve bilgiyi