Sanskritçede upadhi sözcüğü ‘hile,
aldatma, kılık değiştirme’ aynı zamanda da ‘sınırlama, huy ve sıfat’ anlamlarına gelir. Nihai gerçek, sıfatları olmadığından zihin tarafından kavranılamaz. Igjugarjuk’un dediği gibi, “insanoğlundan uzakta, büyük yalnızlıkta” yaşar.
Aristoteles’in ritin etkisiyle ruhun
psikolojik anlamda temizlenmesinin tam karşılığı diye söylediği, acı ve korku
yoluyla oluşan duygu katarsisidir. Rit gibi, trajedi de zihnin yoğunlaşmasında değişiklik yaratarak
acıyı esrimeye dönüştürür. Trajik sanat,
din dilinde ‘ruhsal temizlenme’ veya
‘ruhun kendinden soyunması’ olarak
adlandırılan disipline karşılık gelir.
Acılarındaki katlanılmazlık ve süreklilik
düşüncesiyle ölümlü yönüne bağlanmayı
bırakan insan, Platon’un deyimiyle,
“doğumunda düzeni bozulmuş olan
kafasındaki halkaları, dünyanın
uyumunu öğrenerek yeniden düzeltmeye
koyulur” - sonunda, insan Platon’un
“zihnin benzerliklerini gördüğü” dediği
“acı çekenle” trajik acıyı, “gizli nedenle”
trajik korkuyu aynı anda birleştirir.
yaşamını ne kadar basit zorunlulukların yönlendirdiğini gösteriyorum ona: On yıllık yoğun çalışma, tinin gizlenmesinin, eklemlerinden koparılmasının yavaş yavaş öğrenilmesi, insanı duygusuzlaştırıyor. Biraz değişmiş anlamıyla perinde ac cadaver.