Fernando o güzelim yer cücelerinin öykülerini anlatır, henüz çamur kokan o minik insanların ve tanımış olduğu, daha başka olağandışı kişilerin öykülerini: kendi yaptığı aynaların içine girip kaybolabilen aynacı ustası gibi, Şeytan'ın öç almak için gözüne tükürerek kör ettiği yanardağ söndürücüsü gibi. Öyküler Fernando'nun bulunmuş olduğu yerlerde geçer: yalnızca hayaletleri kabul eden bir otel, içindeki cadıların can sıkıntısından öldüğü bir konak, Ticuantepe'nin, çok karanlık ve soğuk olduğu için insana, "İçeride bekleyen bir sevgilim olsaydı!" dedirten evi. Fernando bir yandan da doktorluk yapar. Şifalı otları haplara yeğ tuttuğundan ülserleri mübarekdikeni ve güvercin yumurtasıyla iyileştirir ve kendi ellerini şifalı otlara bile yeğ tutar. Çünkü onda, elleriyle dokunarak şifa verme yeteneği vardır, bir de öyküler anlatarak... ki bu da elleriyle şifa vermenin bir başka türüdür.
Yürekten geliyorsa, konuşmak gereksinmesinden kaynaklanıyorsa, insan sesini kimse susturamaz. Ağız bulamazsa eller ve gözlerle, gözeneklerle, ne bulursa onunla konuşur. Çünkü her birimizin ötekine söyleyecek bir şeyleri vardır; başkalarınca kutlanması gereken bir şeyler ya da bağışlanması.
sert bir içki söyledim. “En sonunda yalnızım,” dedim kendi kendime, acı acı gülerek. Üçüncü bardaktan sonra tutkularımın ve başarılarımın bir listesini yaptım, hayatımın boşluktan ibaret olduğunu fark ettim. Bütün hayatım tıpkı Brendel’in aşk maceralarına benziyordu. Hayatımı, kaderin önüme attığı serapları kovalayarak geçirmiştim. Artık böyle aptalca işlerle vakit kaybetmeyecektim. Dördüncü bardakta intiharı düşünmeye
başlamıştım. Aptallar arasında bir aptal olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih
ederdim.
Yaşamımız için gerekli olan gücü besleyen acının telafi edildiği bir kural mı vardır? Eğer öyle değilse, böyle bir anda, küçük, soğuk ve sinsi bir düşünce nasıl oldu da sessizce zihnime girebildi?
Derinliklerin ruhu bana eylemimi ve kararımı düşüme bağımlı olarak düşünmeyi bile öğretti. Düşler yaşama giden yolu döşer ve siz onların dilini anlamadan o sizi belirler.” İnsan bu dili öğrenmek ister ama kim öğretebilir ve öğrenebilir? Bilginlik tek başına yeterli olmaz; yürekte daha derin bir içgörü veren bir bilgi bulunur. Kalbin bilgisi
kitaplarda değildir ve hiçbir öğretmenin ağzında bulunmaz, karanlık topraktan biten yeşil tohum insanın içinden büyür. Bilginlik bu çağın tinine aittir ama bu tin düşü hiçbir açıdan kavrayamaz çünkü ruh bilginliğin olmadığı her yerdedir.