Banyonun ya da küvetin sesinde, lavabodaki bulaşıkların üzerine düşen suyun sesinde Mitsutsuka’yla paylaştığımız veya henüz paylaşmadığımız sözcükleri duyuyordum. Sadece birkaç kez görüştüğümüz halde, neden böyle hissettiğimi bilmiyordum. Üstelik onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
68.
"Seni seviyorum" sözünü —o çok önemli sözü— çok sık kullanıyordun : bu beni rahatsız ediyordu; sanki fazla sık söylenirse, sıradanlaşacak, içi boşalacak, anlamı yitecekmiş gibi geliyordu bana — bir yalana dönüşecekmiş gibi...
Yeşil ve kırmızı trafik lambalarının ışıkları alacakaranlıkta halelenirken, akşamın bu alışılmadık görüntüsüne kapıldım; şehrin sokakları, birilerini bekleyen, birileri tarafından beklenen, birileriyle yemek yiyen, birileriyle bir yerlere giden, birileriyle evlerine dönen insanlarla doluydu. Onların kalplerine ve ciğerlerine dolduğunu varsaydığım aydınlığı hayal meyal gözümde canlandırdım. Gözlerimi kısarak, asla bir parçası olamayacakmışım gibi gelen bu kalabalığın fertlerini sayarken, yürümeye devam ettim.
Varlığımızı, onurumuzu, geleceğimizi, umutlarımızı yeniden
dirilt.
Ellerimizi tut.
Ellerimizde derman kalmadı. Biz bıraksak da sen tut.
Bizi kendimize bile bırakma Rabbimiz!